E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Biyografiler > Din > İmâm Maturîdî

İmâm Maturîdî


Ekleyen: ZeynepSaygı, 27.05.2008


Maveraünnehir’deki Semerkant şehrinin Matürid köyünde doğmuştur.

İmâm el-Mâtürîdî Kısaca Ebu Mansur el-Matüridî diye bilinir. Asıl adı: Ebu Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmud el-Matüridî'dir. Doğum tarihi konusunda kaynaklarda pek net bilgi bulunmamakla birlikte, tüm tarihçilerin ittifak ettikleri vefat tarihi 333/944’e ve hocalarından Muhammed bin Mukatil er-Razi’nin vefat tarihi olan 248/862 tarihine bakarak tahminen 238/853 yılı kabul edilmektedir. Matüridî’nin milliyeti hakkında farklı görüşler mevcuttur: Bir iddiaya göre Türktür. Bazı yazarlara göre ise Medine’nin meşhur Ebu Eyyub el-Ensari ailesinden gelmektedir. Bu iddia Medine’nin bazı Arap ailelerinin Semerkant’a yerleşmiş olması gerçeği ile te’yid edilmektedir. Matüridî’nin yaşadığı devirde, İslâm dünyasında merkezi otoriteyi temsil eden Abbasi devleti bu gücünü kaybettiğinden birçok İslâm devletinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlardan birisi olan Samaniler Devleti Maveraünnehir bölgesinde hâkim olmuştur. İslâm dünyasında hicri ikinci asırdan itibaren bir taraftan akla dayanan felsefî ilimler tercüme ve te’lif yoluyla yayılırken, diğer yandan yine akla ehemmiyet veren Mu’tezile ortaya çıkmış ve akaid görüş ve kanaatlerini yaymaya başlamıştı. Nakle bağlılığı ve teslimiyeti şiar edinen selef akidesi bu yeni cereyana karşı pek başarılı olamıyordu. Halife Memun Mutezileyi resmi devlet görüşü yapması ile bu mezhep yaygınlaşmaya başlamıştı.(218/833) Buna karşılık İslâm dünyasında usül-üddin konusunda yeni izah tarzlarına ihtiyaç vardı. Bu yeni izah tarzları nakle bağlı kalmakla birlikte akla da ehemmiyet verecek selef metodu ile Mu’tezile mezhebinin iyi yanlarını birleştirmeliydi. Bu yeni ihtiyacı karşılayan “ehl-i sünnet ilmi kelâmı” nı oluşturan, Maveraünnehir’de Ebu Mansur el-Matüridi ve Irak’ta Ebu Hasan el-Eşari (324/946) olmuştur. Matüridî’nin yetiştiği coğrafya ve bu coğrafyaya hakim Samaniler hakkında el-Makdisi (389/990) “Bu bölge ilim ve âlimler yönünden zirveye ulaşmış bir bölgedir. İlim ve hayrın hazinesidir. İslâmın aşılmaz muhkem kalesidir. Bu ülkede fakihler alimler, krallar seviyesine ulaşmışlardır” demiştir. Samaniler devleti (389/999) yıkılıncaya kadar ilim adamlarını korumuş ve onlara destek olmuştur. İşte böyle bir ortamda yaşayan İmam el-Matüridî’nin de ilmi münakaşalardan ve ilimden uzak kalması düşünülemezdi. Matüridî’nin hocaları imam Ebu Hanifi’nin talebelerinden olan Şeyh Ebu Bekr Ahmed bin İshak, Fakihü’ l-Semerkandî lakabıyla bilinen Ebu Nasr Ahmed bin El-Abbas, Nuseyr bin Yahya el-Belhî ve Rey kadısı olan Muhammed bin Mukatil er-Razi’dir. Mensupları tarafından alemü’l-Hüdâ (Hidayet sancağı), İmamü-l Hüda (Hidayet önderi), İmamü-l Mütekellimin (Kelamcıların lideri) gibi lakaplarla anılmasına ve çevresinde çok ün yapıp sevilmesine rağmen ne tuhaftır ki pek çok tabakat ve mezhep tarihi kitaplarında isminden bahsedilmemiştir.

İmam el-Matüridî tahsilindeki ilmi silsile itibariyle İmam-ı Azam Ebu Hanifi’nin görüşlerine ve onun mezhebine uyarak nakil yanında akla da büyük önem veren tutumunu benimsemiştir. Gerek Semerkant’ta ve gerekse civarında muhtelif fırka ve mezhep ricaliyle giriştiği münazara ve mücadelelerde büyük başarılar elde etmiştir. Matüridî, Karamitiler, Şiiler ve Mu’tezile mezhebiyle mücadele etmiştir. Mücadelenin en büyük bölümünü Mu’tezile’ye karşı yaptığı münazaralar teşkil etmiştir. Çağdaşlarından Ebu’l-Kasım Abdullah el-Ka’bi (vefatı: 317/929) Bağdat’ta Mu’tezile akımının başıydı. Matüridî Kitap el-Tevhid adlı eserinde Ka’bi’nin görüşleriyle mücadele etmiştir. Ayrıca üç kitabına karşı da üç kitapla cevap vermiştir. Bu sıralarda doğuda Matüridî genel olarak Mu’tezililerle ve özel olarak da onların Bağdat grubuyla mücadele ederken, çağdaşlarından el-Eşari’nin de Irak’ta Mu’tezililerin Basra koluna karşı aynı görevi üstlendiğini görüyoruz Maturidi'nin EserleriKelam tarihi boyunca yazılan eserlerde, Matüridî’nin eserlerinin tamamının listesi yer almamıştır. Ancak biz İstanbul Yüksel İslâm Enstitüsü’nde 1971 yılında ‘Ebu Masur el-Matüridî’ ve ‘Tevilatü’l-Kur’ân’ konusunda öğretim tezi hazırlayan Muhammed Eroğlu’nun taksim ve sırasına göre aktarmayı uygun buluyoruz: A. Matüridî'’in kelam, cedel ve fırkalar hakkındaki eserleri: Kitap et-tevhid, Risâle fi’l-âkaid, Şerh’ül fil-ekber, Reddü evaili’l-edille li’l-Kâ’bî, Reddü tekzîbi’l cedel li’lKâbî, Reddü usuli’l-hamse li’lBâhilî, Reddü kitabi’l-imame li ba’dı’r-ravafıd, er-Redd ‘ale’l-karâmıta, Reddü kitabi’l-Kâ’bî fi va’îdi’l-füssâk, Beyanü vehmi’l Mu’tezile, Kitab el-makâlât, Kitâbu tefsiri’l-esma ve’s-sıfatB. Matüridî’nin usule dair eserleri: Me’ahizü’şerai’ fî usûli’l-fıkh, el-Cedel fi usûlil-fıkh, Ed-Dürer fi usû’lid-din, el-Usûl.C. Matüridî’nin tefsir ve Kuran ilimlerine dair eserleri: Te’vilatü’l-Kur’ân, Risâle fi mâ la yecûzü’l vakfu aleyhi fi’l Kur’ânD. Matüridî’nin vasâya ve münâcâta dair eseri: Vasaya ve münacaat. Bunların dışında bir takım eserler de Matüridî’ye nisbet edilmektedir. Fakat bunların müellife nispetini değerlendirecek belgeler mevcut değildir. Eş’ari ile Matüridî’nin ihtilafları Matüridî, Eş’ari ile birlikte ehli sünneti temsil etmesi ve Mu’tezililerle mücadelelerinden dolayı fikirlerinde paralellik gözükmesine rağmen aralarında ihtilaf mevcuttur. Bu ihtilafların sayısı bazı kaynaklarda 13 olarak telaffuz edilirken, bazılarında 40, hatta 73’e varan sayılarla ifade edilmektedir.

Matüridî ile Eş’ari arasındaki başlıca fikir ayrılıkları şunlardır:

1. Cüz’i irade:Eş’arilere göre cüz’i iradeyi Allah yaratır. Matüridîlere göre ise cüz’i iradeyi Allah yaratmaz

2. Hüsün ve kubuh:Eş’arilere göre hüsün ve kubuh, yani bir şeyin iyi veya kötü olduğu aklen bilinemez. Hüsün ve kubuh , Allah’ın emir ve nehiyleriyle bilinir. Allah bir şeyi emrettiyse o şey iyidir. Allah bir şeyi yasak etti ise o şey kötüdür. Matüridîlere göre ise hüsün ve kubuh akıl ile idrak olunur. Emir ve nehiy bir şeyin iyi veya kötü olduğuna delalet eder. Herhangi bir şey iyi ise Allah onu emretmiştir. Kötü ise Allah onu yasak etmiştir.

3. Allah’ı tanıma: Eş’ariler, Allah’ı tanımanın şer’an vacip olduğunu söylerler. Matüridîler ise Allah’ı tanımanın aklen vacip olduğu fikrindedirler.

4. Tekvin: Eş’ariler tekvini itibarî bir sıfat olarak kabul ederler. Hakikî sıfat olarak kabul etmezler. Matüridîler ise tekvinin, kudret ve irade gibi hakiki bir sıfat olduğunu söylerler.

5. Kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif: Eş’arilere göre Allah’ın kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif etmesi caizdir. Mesela cisimleri yaratmak gibi. Matüridîlere göre ise Allah’ın kulun gücü yetmeyeceği şeyleri ona teklif etmesi caiz değildir.

6. İlliyet ve hikmet: Eş’ariler ‘Allah’ın fiileri için sebep aranamaz’ der. Onun fiileri hikmet ile bağlı da değildir. Çünkü Allah yaptığından sorumlu değildir. Sorumlu olan kullardır. Matüridîlere göre Allah abesten münezzehtir. Allah’ın fiilleri hikmeti icabı meydana gelir. Çünkü Allah Hakîm’dir, Alîm’dir. Allah tekvinî fiilerinde ve teklifî hükümlerinde hikmetini gösterdi ve irade etti. Hasılı Allah’ın fiileri hikmeti ile bağlıdır ve fiiller bir sebebe bağlıdır. Bu Allah’ın abesle meşgul olmasının icabıdır. Allah yaptıklarından sorumlu değildir.

7. Ezelde ma’duma hitap: Eşariye’ye göre ma’duma ezelde ilahî hitap taalluk eder. Buna göre Allah ezelde Mükellim’dir. Matüridîye’ye göre Allah ezelde Mükellim değildir. Çünkü ma’duma ezelde ilahi hitap taalluk etmez.

8. Nübüvvet için Cinsiyet: Eş’arilere göre nübüvvet için erkeklik şart değildir, kadınlar da nebi olabilirler. Nitekim Meryem, Asiye, Sare, Hacer, Havva ve Hz. Musa’nın annesi nebidirler.Nübüvvetin Matüridîlere göre ise nübüvvetin şartlarından birisi erkek olmaktır. Kadınlar nebi olamazlar.

9. İbadetin ifası: Eş’ariler müslim olmayanın ibadetle mükellef olduğu reyindedir. Onlara göre gayri müslimler bu sebeple de ceza görürler. Matüridîler ise, müslim olmayanların ibadeti ifa ile mükellef almadıkları reyindedirler. Onlar küfürden dolayı ceza görürler ve fakat ibadeti ifa etmedikleri için cezaya çarptırılmazlar.

10. İrtidat: Eş’arilerce mürted yeniden imana dönerse amelleri de avdet eder. Matüridîlere göre ise mürted imana dönse de amelleri avdet etmez.

11. Tevbe-i ye’s: Eş’arilerce tevbe-i ye’s makbüldür. Maturilerce makbul değildir.

12. Kur’ân: Eş’arilerce Kur’ân’ın bazı âyetleri, bazılarından büyüktür. Matüridîlere göre ise, büyük olamaz. Mensupları tarafından ‘Hidayet sancağı’, ‘Hidayet önderi’, ‘Kelamcıların lideri’ gibi övgülere mazhar olan ve ve buna rağmen tabakat ve mezhep tarihi kitaplarında isminden bahsedilmeyen Matüridî, hayatı boyunca ehl-i sünnet akidesini öğretmek ve müdafaa etmek için çaba göstermiştir. Gerek tamamen akla dayanan Mu’tezile ile, gerekse nakle dayanan selef akidelerinin iyi yönlerini birleştirmiş ve ehl-i sünnet çizgisini muhafaza etmiştir.

Bu İçeriğin Bağlantısını Sitende Yayınla (HTML Kodu)

Sayfa Başı Tavsiye Puan: 4, Okunma: 21773

Toplam (2) Yorum

Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

1 abicer

10/06/2008
21:58:42

Maturîdîlik, Türk kültürünün yaşandığı bir zeminde neşr ü nema bulmuş, gelişmiş, zaman içerisinde itikat ekolü haline gelmiştir. İmam Maturîdî, görüşlerini temellendirmeye başlarken takip ettiği ve beslendiği en büyük kaynak Ebu Hanife olmuştur. Ebu Hanife’nin metodu, sonradan Müslüman olanlar için, dini anlama ve yorumlamada, en kolay metottur. Ebu Hanife Arap olmadığı ve İslamiyet’i sonradan benimseyen bir aileden geldiği için, bir dini sonradan benimseyenlerin karşılaşabileceği zorlukları iyi bilmekteydi. İslamiyet’i yeni benimseyen toplumların kültürleri de farklıydı, ihtiyaçları da. Bu ihtiyaçlar nakle başvurularak çözülemiyordu. Ebu Hanife’nin kültür çevresi Irak, eskiden beri bilim ve felsefenin geliştiği, çeşitli din ve mensuplarının bir arada bulunduğu bir merkezdi. Din (İslamiyet) ile eski kültürleri uzlaştırmanın yegâne yolu, kıyas ve içtihada başvurmaktı. Bundan dolayı, Ebu Hanife’nin yolunu izleyen Maturîdî, Irak Ekolü denen akılcılık ve kıyasçılıkla biliniyordu. Hicaz, daha doğrusu Medine Ekolü ise nakli esas alıyordu; çünkü İslâm dini, kendi kültür coğrafyalarında ortaya çıkmıştı. Bundan dolayıdır ki Medine Ekolü için dini anlatmakta en iyi yöntem, sünnet ile karışmış Arap kültürünü nakletmek ve güçlü bir Arap milliyetçiliği ortaya koymaktı. Bu durum ise sonradan Müslüman olan Arap olmayan milletlerin kendi kültürlerini terk ederek Arap kültürünü benimsemeleri, Araplaşmaları anlamına geliyordu.

Tarih boyunca derin ve köklü bir kültüre sahip olan Türk milletinin Araplaşması bek-lenemeyeceğine göre İslâmiyet ile Türk kültürü arasında bir yerindelik olmalıydı. Bugün adına Türk Müslümanlığı dediğimiz Türk’ün İslâm yorumu oluştu ki bunu, Maturîdî, Ebu Hanife’nin yöntemine bağlı kalarak başarmıştır. Maturîdî, dinde aklın dengeli bir biçimde nasıl kullanılabileceğini göstermek için Te’vilât adlı büyük eserini kaleme almıştır. Bu eserde, Ebu Hanife’nin metot ve görüşlerini daha sistemli hale getirerek ayetlerin anlaşılmasında uyulması gereken birtakım kurallar ortaya koymakta ve dinde aklın tutarlı bir biçimde kulanı-lışını gösteren bir usûl sunmaktadır.

İmam Maturîdî’ye öncelikli olan tevhid’i derunî olarak yaşamak ve yaşatmaktır. Bu da ancak delilî yönü olan (aklî delillere dayanan) ve hayatı çekilmez hale getirmeyen bir inanç sistemi ile olur. Ahlakî ve amelî anlayış bu inanç sistemine göre oluşturulmalıdır. İnsanların günlük fiil ve davranışları buna göre değerlendirilmelidir. Yani Müslüman bir bireyin gündelik hayatındaki amelî konularda günah işlemesi, zahirine bakılarak imanı ile ilgili olumsuz yorum yapılabileceği anlamına gelmez; iman ayrıdır. Çünkü, bireyin bizzat kendi kontrolünde olan tefekkür hayatı ve bunun zihnî yoğunluğu, fiilî hayatı ile ölçülemeyecek kadar derin yönü olan bir dinî tecrübe alanıdır. Burada ferdin dinî kişiliğine önem vermek ve din söz konusu olduğunda fert merkezli değerlendirmek gerekir. Maturîdî’ye göre bireye; gerek imanında, gerek küfründe hürriyet tanımak gerekir. Bizzat bireyin kendisini ilgilendi-ren işlerde Tanrı’nın iradesi, bireyin iradesine muhalif olamaz. Aksi durum, sünnetullah’a ve kainatın işleyişine uygun düşmez. Tanrı, insana temyiz gücü olarak aklı verdiğine göre insan, Tanrı ile nasıl ve hangi düzeyde bir ilişki kurmak istiyorsa buna kendisi karar vermelidir. Bunu esas almayan bütün anlayışlar, insanı yaptığını yapmak zorunda olan bir fert konumuna getirir ki bu durumda hiçbir sorumluktan söz edilemez. Tanrı insana akıl vermekle zaten bütün sorumluluğu peşinen ona yüklemiştir. Bundan dolayıdır ki doğru ve sağlam işleyen bir akıl, ilahî ilkelere ve maksatlara aykırı tercihlerde zaten bulunamaz. Buradan yola çıkarak, insanın iyi-kötünün farkında olabilmesi vahyin bildirmesinden öncedir, denilebilir. Vahiy, insanda var olan bu yeterliliği pekiştirmektedir. Bir şey iyi olduğu için emredilmiş veya kötü olduğu için yasaklanmıştır. Başka deyişle, herhangi bir eylem veya durum yasaklandığı için kötü; emredildiği için iyi sayılamaz. Mahiyetleri gereği iyi ve kötüyü, faydalı ve zararlıyı, naklin maksadına uygun olarak bizzat aklın kendisi keşfedebilir. Yeter ki akla serbest hareket edebilme imkânı sağlansın.

Dinde aklı, fert merkezli bakış açısını benimseyerek Tanrı-insan meselesini, bireyin hürriyetini yok etmeden çözümlemeye çalışan İmam Maturîdî ; insanı gerçek, kalıcı ve huzurlu bir hürriyete kavuşturabilmek insanın kalbi ile baş başa kalması ile mümkündür der. Kişi, aklını basit bir kavrama ve algılama merkezi olmaktan kurtarıp bir kalp haline getirince akılla ulaşamayacağı birçok bilgiye ulaşır ve birçok hikmete nüfuz eder. Bu kavrayış düzeyine ulaşan kişinin Tanrı-insan ilişkisi ile ilgili bilgisi, artık kavramsal bilgi olmayıp şahadet bilgisi haline dönüşür. Dolayısıyla o noktaya ulaşan insan, düşünerek ve kavramları kullanarak değil, adeta tanıklıkla bilgiye ulaşır ve fiilen ona katılır, onu ruhunda yaşar.

Aslında dinin insanı ulaştırmak istediği son nokta da budur. Fakat bu noktaya, herkes değil aklını kalp haline getirenler ulaşabilir.

2 abicer

10/06/2008
21:59:58

Matüridî, dini mevzuları, aklî ve mantıki delillerle ispat eder ve şüpheye mahal bırakmazdı. Matüri-'di, incelediği konularda birçok kitaplar yazmıştır. Bu kitaplardan
bir kısmı şunlardır:

— Tevilül Kur'an Me'haz eş-Şeraya

— Kitab el-Cedel

— El Usul fi Usul ed-Din

— El-Makalât fil Kelâm

— Kitab el-Tevhîd

— «Ka'bî»nin Evailül Edilleye Reddiye adlı kitabı

— «Kâ'bî'nin» Tehzibül Cedel adlı eserine reddiye

— Ebu Muhammed el-Bâhüî'nin «Usulûl Hamse» adlı kitabına reddiye

— Bazı Rafizîlerin «Kitabül İmame» adlı eserine reddiye

— Karamitaya Reddiye.

  • XHTML
  • Ajax
  • CSS
  • Javascript
  • PHP 5.1.2

Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org

Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
© vatanbir.org 2005-2008

Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

Google Siralamasi