E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Dergimiz > Sayı 1 (eski)> Banu Avar İle Söyleşi

Banu Avar İle Söyleşi

Yazar: Mustafa Özer

“Sınırlar Arasında” gezerken karşılaştıklarını, tanık olduklarını aydın bir bakış ile TRT ekranlarından hayatımıza taşıyan Sayın Banu AVAR, bizi kırmayarak sorularımıza içtenlikle yanıt verdi. Kendisine bütün yoğunluğuna rağmen bizlere zaman ayırdığı için teşekkür ederiz.
                                        12,01,2006
Mustafa ÖZER


 
Mustafa ÖZER: Yurt dışında özellikle Çin'de ve Orta Asya'da, oralardaki halkların Türkiye'ye bakışı ile o halkların devletlerinin Türkiye'ye yaklaşımı nedir? Bu ikisi arasında bir zıtlık veya çelişki sezinlediniz mi? (Sanırım bu sorunun cevabında bizim ve hükümetlerimizin AB "Devleti'ne" olan bakışlarımızın -bazen taban tabana-zıtlaşmasının cevaplarından bir kaçı gizli.) Sizce durum nedir?

 Banu AVAR: Doğu halkları  genellikle  Türkiye’ye  büyük bir  dostluk  ve  sevgi  ve  bunun  ötesinde  ilk  bağımsızlık savaşı  vermiş  bir  ülke  olarak  saygı  duyuyorlar. Karşılaştığımız  herkes  Atatürk’ü biliyor.  Konuşma  ilerledikçe   ‘Ama  siz  şimdi  Batıya  çok  yaklaştınız!’ sözleri  edilmeye başlanıyor… Bir de  son 10-15  yılda   bu ülkelere  gidip  gerek  ticaret  yapmaya  çalışan gerekse dini  kisveler  altında  Batının  çıkarları  doğrultusunda  çalışmalar  yapan bir  takım örgütlerden  dolayı  bir  rahatsızlık  var.   Ama  sonuçta  bizi  kardeş  halk  olarak  görüyor  ve dikkatle  izliyorlar.     Orta  Asya  devletleri  mesela  Kazakistan  cumhurbaşkanı  Nazarbayev  veya Özbekistan senatörü  Aripov  ya da  İran’daki  yetkililerle olan konuşmalarımızda  konu  hep  dönüp  dolaşıp    Türkiye’nin  kendini batıya  çok  fazla  bağladığı  ve  biraz da doğusuna,  geldiği yere,  bakması  gerektiği  noktasına  geliyor.  Türkiye,  Batının  adamı olarak  görülüyor  ve o zaman Atatürk’ün  Ankara  merkezli  politikalarını onlar bize  hatırlatıyorlar.

M.Ö. : Tarihin her sahnesinde Dünya'yı kontrol etmek isteyenler ve bunu başarabilenler var. Hemen hemen hepsi de; Amerikalı bakış açısı ile Ortadoğu dediğimiz bölge ile Anadolu coğrafyasını da içine alan ana karayı denetimi altına almış. Buna Amerikalı stratejist Zbigniew Brzezinsky de değiniyor. Ne var bu bölge de bu kadar çekici gelen? Bizi üzerinde yaşadığımız topraklar yüzünden bekleyen tehlikeler var mı varsa nelerdir size göre?

B. A.: Sadece Ortadoğu  değil  bugün  Asya  dünyanın  en  doğal kaynaklar  bakımından en   zengin,  kültürel değerler  bakımından  en zengin,  tarihi  bakımdan  eşsiz  bir  coğrafyadır.  Bakın  dünya  nüfusunun  yarısından  fazlası  Asya'dadır. Dünya  doğal  zenginliklerinin yüzde  75’i  yine buradadır. Yetmez mi.. Türkiye  Asya’ya geçiş  noktasıdır.  Eşsiz bir  konumdadır  ve bu da tüm tehlikelere  karşı uyanık olmayı gerektirir. Türkiye   üzerinde  oynanan  oyunlar 1920’de  Sevr  anlaşmasıyla açıkça  masaya  konmuştur. Ve  Batılı  devletler Sevr’de  istediklerini  hiç  unutmamışlardır.  Bugünkü  çabalar  Sevr’deki  isteklerin aynılarıdır.  Sevr’de  Türklerin Çorum Ankara  Sivas’ı  kapsayan bir  yerde  yaşamaları  geri kalan bölgenin Yunanistan,  Ermenistan,  Kürdistan  şeklinde  bölünmesi  isteniyordu.

M.Ö. : Yurt dışında işgal ve savaş görmüş pek çok bölge gezdiniz özellikle Kosova bunların arasında önemli bir yere sahip. Anadolu'da kurtuluş savaşı öncesinde işgal altında bulunan bölgelerimiz bugün dahi işgal yıllarında yaşanmış psikolojik buhranların kalıntılarından muzdarip bir görüntü çiziyor gibiler. Belki de ben yanılıyorumdur. Esas değinmek istediğim çalışmalarınız esnasında savaşı yaşamış Kosova gibi yerlerde savaş sonrası toplum ve aile yapısı üzerinde kalıcı görünen zedelenmeler var mı? Savaş insanları sadece canlarından mı etti yoksa kaybettikleri başka şeyler de var mı?

 B. A. : Sıcak  savaş bitmiş  görünüyor ama  ne Kosova’da   ne  Bosna’da düzene  geçilmiş  değil.  Artık oralarda  derebeylik  var. Tamamen yabancıların yönetiminde  idare  ediliyorlar.
Birleşmiş  Milletler ve Amerikan  Elçiliği  Kosova’da  söz sahibi.  Biliyorsunuz  600 yıldır Türkçe’nin  resmi dil olarak kabul  edildiği  Kosova’da,  Türkçe,  BM’nin  gelişiyle birlikte resmi dil olmaktan  çıkarıldı.  Bu BM’nin bir  numaralı kararıydı.   Arnavutlara büyük  ayrıcalıklar tanındı.  Bosna’da  bayrak  bile  değiştirildi.   Özel televizyon kanalları ve medya sayesinde yerel  kültür  yok edilmeye  çalışılıyor  ve  halk zorla  ‘Avrupalılaştırılıyor’. Bu arada kapanan fabrikalar özelleştirilip  peşkeş  çekilmiş  doğal  zenginlikler  halkı giderek  fakirleştiriyor  ve lümpen bir kitle  yaratılıyor..

M. Ö. : Yurt dışında çok bulunan bir insansınız. Türkiye de yurt dışı kaynaklı bir takım düzenlerin – BOP gibi- içerisine çekilmek isteniyor. Birileri bizi sürekli yanlarına almak ve bu şekilde bir takım hareketlerde bulunmak istiyor uluslar arası arenada. Aynı şekilde İkinci dünya savaşında bütün bloklar; eksen(Almanya ve İtalya) ve bağlaşıklar (İngiltere ve Fransa); bizi yanlarında savaşa sokmaya çalışıyorlardı. Şüphesiz bu bir satranç oyunuydu ve hamleler iyi düşünülerek yapılmalıydı. Alman gizli belgelerinden öğrendiğimize göre Hitler bir yandan Türkiye ve Atatürk'e methiyeler düzerken diğer yandan dost gözükerek Türkiye'yi işgal planları yaptırıyordu. Bütün bunları göz   önüne alarak, dönemimiz  koşulları genel bir savaş durumu içermediği için savaş kavramını göz ardı ederek, bugünkü Amerika-Türkiye ilişkilerini yurt dışından bakarak nasıl yorumlarsınız?

 B. A. : Amerika  20  yıldır  ve en  son CİA'nın  hazırlattığı  ‘Küresel  tahmin  2020’  raporunda  açıkladığı  üzere  Ortadoğu  ve Orta Asya'yı  yeniden  kendi  çıkarları  doğrultusunda  şekillendirmek  istemektedir.  Süper  güçler Enerji  kaynaklarına  ve enerji  yollarına  sahip olmak istemektedirler  ve bunlar bizim de yaşadığımız  bu  bölgededir.   Amerika  kendi  hazırladığı  dünya raporunda  dünyada  en hızlı büyüyen  2 devletin Hindistan ve Çin olduğunu  açıklamıştır.  19. yy  İngiltere’nin  20. yy Amerika’nın  hakimiyetiyle  geçti. 21. yy  ise Hindistan ve Çin’in yy olacağı  söyleniyor. Amerikanın  karşısında yüzde  10  büyüme hızı  3 milyar  genç nüfuslu,  nükleer  enerjiye    sahip  Asya’nın  ortasında  2  ülke  var.  Yaşlı  ve   doğum  hızı  her  yıl  düşen  ve her  geçen yıl  fakirleşen   bir  Avrupa ve enerji  kaynakları  hızla  tükenen  bir  Amerika’nın  karşısında  genç ve  dinamik bir  Asya  duruyor. O nedenle  önlemler  almak için Amerika  Afganistan’a  Asya’nın  ortasına girdi,  Irak’ı işgal etti,  turuncu darbeler  yoluyla Kafkasları  Karadeniz’i, Orta Asya  ülkelerini  kontrol etmeye  çalışıyor.

M. Ö. : Memleketimizde, en azından halkımızın büyük bir kesiminde şöyle bir iç çekiş gözlemliyorum: "Atatürk biraz daha yaşasaydı bugün daha farklı olurdu halimiz?" Atatürk yaşasaydı gerçekten böyle olur muydu? Yoksa Atatürk ilahi bir kararla tam vaktinde mi öldü? Bunu Çin'de yürüttüğünüz çalışmaları ve Mao hakkında edindiğiniz izlenimi de göz önüne alarak değerlendirir misiniz?

B. A. : Atatürk’le yapılan bir  söyleşi de Atatürk  buna  yanıt  veriyor.  ‘İki  Atatürk  var,’  diyor. ‘Biri eti kemiğiyle karşınızda  oturan ben,  diğeri  sizsiniz!’  Ben zamanı  geldiğinde  bu  ülkenin  içinden bir çok Atatürk çıkacağına inanıyorum. Onun  anlayışı,  akılcılığı,  değerlendirmeleri  iyice  anlaşılırsa  geleceğe  yön vermemiz  kolaylaşacaktır  diye  düşünüyorum.  Atatürk  Türkiye için Ankara  merkezli  bir  politika  öngörmüş  ve bunu  hayata  geçirmiştir. Hatay  meselesini  nasıl  çözdüğünü  düşünün. Onun için oturup bir  Mehdi  beklemek yerine  herkes  ülke  için ne yapabilir  ne kadarını yapabilir  bunu  düşünme zamanı…

 M. Ö.: Mustafa Kemâl Türkiye'nin muasırlaşacağını böyle olması gerektiğini söylüyor. Peki Dünya'da muasır kimdir yüzyılımızda? Ve bu muasır olma durumu değişken midir? Sizce çağdaşlık kendine başka yurtlar arıyor mu? Çağdaşlığın gitmekte olduğu topraklar neresi?

 B. A.: Muasır  medeniyet Avrupa’dan Asya’ya doğru  gidiyor  zaten de oradan çıkmıştı.  Çinliler  porselen  fincanlardan  çay  içerken  ya da  Buhara’da  gökbilim ve matematikle  uğraşılırken Paris’te  geyikler  dolaşıyordu.  Atatürk, birilerinin  söylediği  gibi  muasır medeniyet  dediğinde Batıyı kastetmemişti. Değişimi  diyalektiği  çok  iyi  kavramış bir bilim adamıydı o.  Tarihi  çok iyi incelemişti. Çağdaş  medeniyetin bugün batıda yarın  doğuda  bir gün kuzeyde  olabileceğini  söylüyor ve bilimin  gösterdiği yöne bakmamız  gerektiğini  vurguluyordu.
M. Ö.: Bir ülkeyi bekleyen en büyük tehlike nedir? Toprak kaybı, savaş, kıtlık, yozlaşma gaflet mi, yoksa cehalet mi ; nedir bir ülkeyi yok olma seviyesine getiren?

 B. A. : Her ülkeye  tehditler  vardır. Önemli olan halkının bunların farkında  olmasıdır. Bugünlerde  sık sık psikolojik  savaştan  bahsediliyor.. Toplum  mühendisliğinden bahsediliyor. Batılı  devletler  halkların  kendilerine  güvenini  yok etmenin en  verimli  yol  olduğunu  kendileri  söylüyorlar.  Yabancı  sivil  toplum  örgütleri,   turuncu darbe imalatçıları,  önce  bir  ülkeyi  vatan  seçmiş  insanların arasındaki yurttaşlık  bağını  koparmaya  sonra  kendilerine  güveni  azaltmaya,  devlet  kurumlarına  güveni  sarsmaya  ve sonunda  yalnızlık ve çaresizlik  duygusuna itmeye  çalışıyorlar.  Ekonomik olarak da  çökertilmiş bir  halk  ‘sivil  örümceğin ağında’  emperyalizmin kollarına düşüyor.

     Psikolojik  savaş  medyayla  yapılıyor.  İnsanlar  uyuşturuluyor.  Diziler,  abuk  sabuk  yarışmalar aslında  kimliğimizi  elimizden  alıyor. Bir  zamanlar  asla  kabul edemeyeceğimizi  düşündüğümüz  şeyler  bakın bugün dikkatimizi  bile  çekmiyor.  Bu  bilincimizi  yitirmemize  tepkisizliğe  sürüklüyor.  Bu  büyük bir  tehlike..

 M. Ö. :  Avrupa birliğini bize hedef olarak sunuyorlar siyasilerimiz. Peki gerçekten AB bir kurtuluş mu, güvenilir bir sığınak mı? Değilse yeni alternatifler neler olabilir?

B. A. : Bence  bu ülkede  yaşayan  dürüst  aydınlar  artık  AB’yi  de  onun  propagandistlerini de enine  boyuna  anlamışlardır  diye  düşünüyorum.  Anlamayanlar ya  anlamak  istemiyorlar  ya da hiçbir  şey okumuyorlar.  Günlük gazeteleri takip  etmek bile  yeterli.  Kıbrıs  meselesinde  açıkça  esas  amaçlarını ortaya  koymuşlardır.  Erol Hoca  (Manisalı)  bunu bütün ayrıntılarıyla  yazmıştır.  AB  Sevr’i istemektedir. Her gün bunu açıkça söylemektedir.  ‘Kemalizm  AB’ye  girmenize engel!’   ya da  ‘Hıristiyan olun  sizi  alırız!’  veya Kürt  Ermeni,  Alevi,  Çingene,  etnik  gruplara daha  sonrada  yerel  bölgelere  ayrılın bir federasyon olun  falan filan.. Bu  adamlar  her şeyi  açıkça  söylüyorlar.  Bunları  duyup  beğenen varsa  savunsun. Biz beğenmiyoruz.  Bugün ABD’nin bile  geleceğin kıtası dediği  ve tüm zenginlikleri  bağrında taşıyan  Avrasya  çeşitli  örgütlerle  birbirine bağlanmaktadır. Ve geçen yıl Şanghay İşbirliği  örgütü Türkiye’ye de bir  davet yollamıştır.  Biz  Asya’daki  örgütlenmeleri  daha dikkatle  izlemeliyiz ve komşularımızla  daha yakın ilişkiye  girmeliyiz  diye  düşünüyorum

M. Ö. : Rusya'nın Aleksandır Dugin (Alexandre Dugin) öncülüğünde başlattığı bir Avrasya hareketi var.

Almanya'nın başbakanı Angela Merkel'in bir doğu Almanyalı olmasını göze önünde bulundurarak "Rusya Avrasya'sının Avrupa ayağını kim oluşturuyor?" sorusuna nasıl bir bakış ile hangi yanıtı verirsiniz?
 
B. A. : Türkiye  açısından  bakarsak  ne Almanya  ne Fransa  ne de İngiltere’nin  Türkiye’ye  dostane yaklaşacağını  gösteren en ufak bir  ipucu yoktur. Türkiye’nin onlara  siftinerek  varacağı bir  yer de yoktur.  Şu anda  Türkiye  son derece haksız olarak büyük  kayıplara  uğratıldığı  Gümrük Birliği’nden çıkacağını  bildirse,  bazı  haklarını  almak  için masaya  yumruğunu  koysa,  korkusuzca  Doğusuyla  ilişkiye  geçse,  Avrupa  ve Amerika’nın  kendisine  daha  saygılı  yaklaştığını  görecektir.  Bu  tavrı şimdi  Latin Amerika  ülkeleri  mesela Venezüella  yapıyor… Dugin’le  Moskova’da  uzun bir  konuşma  gerçekleştirmiştim.  İlk kitabındaki  görüşleri  kısmen değiştirdiğini  söylemişti. Orada  Türkiye  pek yer almıyordu. Ben  Avrasya  hareketinin  Avrupa  ilişkilerini  onlara  bırakıyorum… Ama  Türkiye’nin Avrasya  hareketinde Orta Asya  ülkeleri  Ortadoğu  ve Rusya, Çin ve Hindistan’la  çok  sıcak ilişkiler  kurması gerektiğini  savunuyorum.

M. Ö. : AB ve Şanghay Beşlisi'nin ardından şimdi de Orta Asya Türk Birliği'nden bahsediliyor. Bir köyde üç muhtarlık olur mu? Bu öbekleşmeler insanlığı toplumsal olarak nereye vardıracak sizce?

B. A. : Biraz  önce  söylediğim  gibi  AB  yaşlı  Avrupa  kıtasının  emperyal  ve ‘Hıristiyan’  emelleri  doğrultusunda bir araya  gelmiş  ve bence  çok  uzun süre bir arada  kalamayacak  bir topluluk.  Biliyorsunuz Almanya  ve Fransa  Avrupa  Topluluğunu  iki  Hıristiyan  demokrat  bakanın  imzasıyla  başlattılar.  Bu  bakanlar  önce  Vatikan’dan   icazet  aldılar,  sonunda  AB ye  giden yol  

başladı.  12 havari  yola  çıktı  ve bugün genişleyip  dursa da  özü  12’de  kaldı. Diğerleri  sömürülen  çevre  ülkeler olmaktan geriye  gidemiyorlar  zaten  başta  söz konusu olan yardımlar  artık  söz konusu değil. O  nedenle  AB’yi  bir  kenara  koyun.  Şanghay  Örgütü  ve diğer birliklere  gelince  yolun başındalar.  Gelecek Asya’nın  ve bunu   biliyorlar. Ana  konularda anlaşma  sağlandıkça,  birbirine  geçen başka  çemberler de olabilir.  En önemlisi  birlikten güç  doğar  düşüncesiyle hareket edilmesidir.

 M. Ö.: Ve son soru: Türkiye'nin dostu hangi ülke?

B. A. : Hep  söylenegelir  ülkeler arasındaki ilişkilerde  menfaatler  esastır,  sağlam  dostluklar  sağlıklı  ekonomik,  siyasal ilişkilerle gelir. Başkalarının  politikasına  göre  değişmek yerine  kendi  Ankara  merkezli  politikanızı  uygularsanız  diğer ülkelerle de sağlıklı ilişkiler  kurarsınız.  Önemli  olan bir  ülkenin nerde  durduğunu  iyi bilmesi  tüm kurumları  hükümeti ordusuyla  bir bütünü  teşkil  etmesi… Kişisel ilişkilerde olduğu  gibi  siz  sağlam  durursanız  karşınızdakini de sağlam  durmaya  zorlarsınız…   


Banu AVAR, Sınırlar Arasında adlı izlence ile TRT 1'de her hafta saat 22.15’te izleyicileriyle buluşuyor. Her zaman kaliteli bir yayıncılık ile halkımızı temel konularda bilinçlendirme aşamasında üzerine düşen görevi gerektiği gibi yerine getiren Banu AVAR'a teşekkür ediyor ve başarılı yayınlarının devamını diliyoruz. VatanBir



Bu İçeriğin Bağlantısını Sitende Yayınla (HTML Kodu)


Sayfa Başı Tavsiye Yazara e-postaPuan: 0, Okunma: 3186

Henüz yorum eklenmemiş..

Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

VatanBir Dergi Arşivi

Diğer sayılarımıza ulaşmak için lütfen, aşağıdan seçiniz.

VatanBir Dergi Noktaları

Aşağıda, bulunduğunuz ildeki temsilcilerin veya dağıtım noktalarının adreslerini edinerek dergiye ulaşabilirsiniz.

Devamı...

VatanBir Dergi Abone ve Sipariş

Abonelik veya Siparişleriniz için aşağıdaki formları doldurmanız yeterlidir.

Sipariş Formu Abone Formu

Dergiye Yazı Gönder Senin Adına "Yayınlansın"
etkili olsun.

VatanBir dergisine yazı göndermek için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.



Üye Girişi yapınız
  • XHTML
  • Ajax
  • CSS
  • Javascript
  • PHP 5.1.2

Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org

Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
© vatanbir.org 2005-2008

Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

Google Siralamasi