E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Dergimiz > Sayı 1 (eski)> Çin İşkencesinde Doğu Türkistan

Çin İşkencesinde Doğu Türkistan

Yazar:

 “Hiçbir Türk esaret altında yaşayamaz”

     şüncelerimizin çıkış noktası bu olmalı ki haklı mücadeleleri tanımlayabilelim. Bu haklı mücadelelerden biri Doğu Türkistan halklarının Çin mezalimine karşı verdiği büyük mücadeledir. 150 yıllık Çin esareti o yöreden kök alan Uygur, Kazak, Kırgız Türklerinin idamlarından, dini baskılardan, eğitim “kota”larından, nükleer ve biyolojik denemelerden, işsizlik ve yoksulluktan, kültür asimilasyonundan oluşan bir işkence sehpasına dönüşmüştür.

     Çin İşkencesi deyimi ülkemizde çok ünlüdür. Ancak Çin’in bu yakıştırmaya nasıl layık görüldüğünü bilen pek azdır. Çok eskilere gitmeye gerek yok Doğu Türkistan’da yaşananlar bile bu yakıştırmayı hak ettiğinin göstergesidir.

     Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Doğu Türkistan’ın 1 Ekim 1955’den buyana kullanılan “resmi” adıdır. Ve Coğrafi genişlik bakımından Çin’in %17’lik bir bölümünü oluşturur. Bölge Nüfusu 17 milyon civarındadır ve bunun 8 milyonunu Uygur Türkleri, 7,5 milyonunu Han Çinlileri oluşturur. Uygurlar genelde kırsal bölgelerde, Han Çinlileri ise şehirlerde yaşamaktadır. Bütünüyle ayrışmış bir toplumdurlar. Alışveriş yerleri ayrı, dans salonları ayrı, lokantaları ayrıdır. Farklı müzik, farklı yemek, farklı kıyafet seçimleri vardır. Hatta kullandıkları saat bile farklıdır, Uygurlar saatlerini yerel saate göre ayarlarlar.

     Bölge petrol ve doğalgaz kaynakları içeren ve Orta Asya enerji kaynaklarına güvenli ulaşım sağlayan stratejik bir

konuma da sahiptir.

     Bu bölge 1759’da başlayan Çin işgalleri ile Türkistan

 

Coğrafyasından ayrılmıştır. Adı Yeni Bölge olarak değiştirilmiştir (Xin Şiang - 1884). Mücadeleden vazgeçmeyen Doğu Türkistan halkları sık sık ayaklanmışlardır. Yine böyle bir süreçte 1931’de en büyük halk ayaklanması çıkmış ve 12 Kasım 1933’de Şarki Türkistan Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Ancak Başbakan ve bakanların Çin’e, ömür boyu Cumhurbaşkanı olarak seçilen Hoca Niyaz tarafından, verilmeleriyle işlevsiz kalmıştır. Çin, Türkler üzerindeki baskılarını genelde toplumun liderlerini idam ederek göstermiştir.

     1944 yılında bu kez Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Ancak Doğu Türkistan lideri bu sefer de Sovyet suikastiyle öldürülmüştür. Bu yıllar Çin’in içeride “milliyetçilere” karşı sürdürdüğü mücadelelerin en çetin olduğu dönemdir. Mao uzun yürüyüşünü bitirmiş ve Komünist Çin düşüncesini Sovyetlerin de yardımıyla geliştirmiştir. Yeni başlayan süreç Mançu hanedanlığının baskı ve asimilasyon konusundaki yaklaşımlarını iyice geliştirmiş, toplumsal bir dönüşüm süreci başlatmaya yönelik atılımlara dönüşmüştür. Bu süreçte Çin öncelikle kendi halkını ve ardından da diğer “mazlum halkları” Marksist bir yaklaşımla dönüştürmeye çalışacaktır.

     1 Ekim 1949 günü Mao’nun ve onun rejiminin günüdür. Milliyetçi Çinliler Tayvan’a sürülmüş (sıkıştırılmış) , Sovyetler Birliği’nin sol kolu mevzi alınmış ve ülke “toplumsal bilinçlenme” ve refah!a doğru “koşmaya” başlamıştır.

     Bu süreçte artık Milliyetçi Çin tehdidi Komünizm ile birleşmiş, Doğu Türkistan için yeni bir işkence sürecinin başlangıcı olmuştur. 1951 yılındaki ayaklanmalar da bastırılmış ve Doğu Türkistan

 

tamamen Çin kontrolüne geçmiştir. Bu kontrol başlangıçta 100 bin den fazla Türk’e cellât olmuştur. Bu süreç Türk halkını “Kültür Devrimi”ne taşımıştır. “Hiçbir devrim kansız olmaz”… Bu devrim çarkları da Çin genelinde 25 milyon insanın canına mal olmuştur. Milyonlarca insan çalışma kamplarında açlıktan ölmüştür. Çin bu çalışma kamplarında muhalif liderleri çalıştırmaya özen göstermiştir.

     Bu sürece gelirken atlanılmaması gereken bir konu da Çin’in mazlum milletlere -ulusal kurtuluş mücadelelerine- “verdiği” destektir. Bunun için “Bağlantısızlık Hareketinde” de yer almıştır. Bunun anlamı emperyalizmden korunmaya çalışan halkların bağımsızlıklarını kazanmalarının savaşımlarını kendilerinin yapabilmeleridir. Çin’in bu politikalarının temeli Mao’nun 1931 yılında bahsettiği (vaat ettiği mi demeliyim? ) self-determinasyon hakkıdır. Uzuuun yürüyüş zamanında da bu hak temel korunum noktaları arasında sayılmıştır. Bunun Doğu Türkistan için anlamı bağımsızlıktır.

     Mao’nun 1979’da ölmesinin ardından başlayan batıya yüzünü dönme süreci ya da diğer bir ifadeyle Devlet Mao’sunun oluşturulmaya çalışılması süreci (yani Mao’nun ruhunun kanlı ellerde dolaşmaya devam ettiği süreç) yeni insan hakları ihlallerinin de keşfi anlamına geliyordu. İnsan hakları konusunda uyarılan Çin giderek yeni ihlal yöntemleri bulmaya ve bunu ciddiyetle uygulamaya başlıyordu.

 

 

 

 

 

 

İnsan Yerine Konulmayan Bir Halk - Yerine İnsan Konulmaya Çalışılan Bir Toplum

 

     Bu bölgeyi de içine alan ve tarihte kurulmuş Hun, Göktürk, Uygur ve Karahanlılar Uygur Çağatay i, Uygur Seidiye Hanlığı, Kaşgar (1863-77) Devletleri’nin miraslarını buralardan silmek kolay olmasa gerek. Bunun bilincinde olan Çinliler adım adım bölgeyi Çinlileştirmenin yanında “Uygursuzlaştırmaya” da çalışmıştır.

      1828 -1832 yılları  arasında Güney Uyguristan’ın işgali ile Çinlilerin bölgeye yönelik yerleşme politikaları kapsamında 100 bin Uygur ailesi Fergana’ya (bugünkü Özbekistan), 1881’de de 80 bin Uygur Kazakistan’a sürülmüştür. Bununla beraber Doğu Türkistan’a Çinlileri yerleştirmeye de hız vermiştir. 1949’larda 300 bin olan Han Çinlisi sayısı 2000’lere gelindiğinde 8 milyona yaklaşmıştır. Bu süreç; Çin’in işçi gönderme bahanesiyle yayılma politikasıdır. Ki bu politikayı ayakta tutabilmek için önceleri halkların ayrışmasına göz yumulmuştur.

     Uygulanan politikaların son noktası ise asimilasyondur. Bunun için Uygur’ların Çinlileştirilmeleri çalışmaları 80’ler sonrasında hız kazanmıştır.  Çin tapınaklarında ibadet etmeye, Çinlilerle evlenmeye, çocuklarını Çin okullarına göndermeye (Çin hükümeti bölge halklarını Orta Asya’daki diğer Türklerden farklılaştırmak için bölgedeki öğretim kurumlarında Çince eğitime geçmiştir) zorlandıktan sonra Türkler yeni bir iddia ile karşılaşmışlardır. Güya onların Ataları Han Çinlileriymiş. Çin her boyutta asimilasyonun en önemli halkasını yerine takmaya çalışmaktadır. Bu Türklerin Çinlileştirilmesi konusunda ortaya atılmış en tehlikeli programdır. Şu gerçek ortadadır: Yanlış bir tarihin bilincine sahip olan toplumlar benliklerini koruyamazlar.

     Uygur etnik kimliğinin temel unsuru İslam olarak algılanıyor ve Çin, Uygurların milliyetçi duygularının itaat ettirilmesinin bir yolu olarak İslam’ın boğulmasını öncelikli olarak görüyor. - Bölge MS 1200 ile 1500 yılları arasında İslamiyet’i kabul etti -  Bu boğma işlemi sırasında uyguladığı yöntemleri sıralamak gerekirse: İslami kutlamalar yasak, devlet çalışanlarına dini ibadet yasağı, oruç tutma yasağı, çocuklara dini öğretme yasağı; İslam diniyle ilgili araştırmalar ve yayınlar dine yönelik Marksist bakış açısına sahip olmak zorundadır, Müslüman liderleri yeniden eğitim kurslarına katılmak zorundadırlar; Askerler düzenli olarak evlerde arama yapıyorlar ve dini herhangi bir malzeme bulurlarsa bunların yasadışı yayın olduğunu söyleyerek kişileri gözaltına alabiliyorlar. Camiler okula yakın oldukları iddiasıyla kapatılabiliyor ve din görevlileri sürekli özeleştiri yapmak zorunda bırakılıyorlar…

     Çin’in Doğu Türkistan’da dini yönetme çabaları 11 Eylül sonrasında yeni bir boyut kazandı. Yeni süreçte yeni politika dini, teröre kaynak olarak kullanmaktır. 11 Eylül’den sonra Çin, ABD’nin teröre karşı savaş söylemini hararetle desteklemiş, Usame Bin Ladin’in ayrılıkçı Uygurlara yardım ettiğine dair kanıtlara sahip olduğunu iddia etmiştir. Hükümet şimdi uluslararası terörist gruplara ve el-kaide ile bağlantılı İslami kökenli bir ayrılıkçı hareketle karşı karşıya olduklarını öne sürerek yaptığı mezalimi haklı göstermeye çalışmaktadır.

      Yine bu süreçte Doğu Türkistan’a “teröre karşı savaş” adı altında 40 000 asker sevk etmiştir. Bölgede uyguladığı politikalara en ufak direniş gösterenleri terörist ve aşırı dinci olarak değerlendirmiştir. Bununla beraber sürdürdüğü oyunu daha da “adi” bir temele oturtarak “Uygur ‘teröristleri’ anavatanı bölmek için şuan Sanatçı, Şair, Tarihçi ve Barış yanlısı eylemci kimliği altında kendilerini gizliyor” diyebilmiştir.

     Ancak Çin teröre karşı savaş adı altında başlattığı kampanyada (halen devam ediyor)  kendi kirli geçmişini yok saymaktadır. Sincan Bölgesi Çin’in siyasi suçluları idam ettiği tek yerdir. Ki hiçbir ülkede Çin’dekinden daha fazla insan ölüme mahkûm edilmiyor. Bu terör etkinliklerinde, bir defada 10dan fazla insanın idam edilmesi sosyal istikrarı korumak ve halkı güvenli mutlu ve neşeli bir ömür geçirmek için gerekli görülüyor. Bir kişi 24 saat içerisinde yargılanıp temyiz başvurusu reddedilip idam edilebiliyor, işkence ile alınmış ifadeler işleme konuluyor, Türklerin göz altına alındıktan sonra kendisinden haber alınamama riski çok fazla… Bunun adı devlet terörüdür !!!

     Bu kirli geçmişin diğer bir resmi de kullanılan nükleer ve biyolojik silahlardır. 1996’ya kadar Doğu Türkistan’da 46 defa yeraltı ve yer üstü nükleer deneme yapılmıştır. Sonuncu deneme 17 Ağustos 1995’de Lopnor da yapılan ve Hiroşima’da kullanılandan 40 kat daha kuvvetli olan denemedir. Yine 1980’lerin başında Sincan’da ölümlere neden olan ve açıklanamayan salgın hastalıklar görülmüştür Ken ALİBEK “Biohazard”  isimli kitabında Malan nükleer test alanı yakınlarında ender rastlanan iki bakteri türünün (Ebola ve Marburg) görüldüğünü ifade etmiştir. Sanırım bu sebebi anlaşılamayan ölümlerin kaynağını ortaya koymaktadır. Doğu Türkistan Çin için elverişli bir laboratuardır…

     Doğu Türkistan Bizim için de derslerle dolu ve üstü kurumadan müdahale bekleyen bir resim tablosudur. İnsanları özgür internet kullanımından bile mahrum bırakıldığı; çok sayıda şehirli Uygur gencinin uyuşturucu, fuhuş, içki ve adi suç batağına itildiği; hapishanelerdeki Türk yoğunluğunun fazla olduğu; çalışanların işlerinde kalabilmek için susmak zorunda kaldığı; Uygurca kitapların yakıldığı, eğitimin 4. sınıfa kadar Uygurca  verilip 5. sınıftan itibaren Çince verilerek Uygur öğrencilerinin eğitimsiz bırakıldığı, Evren kentlerinde Uygur dilinde eğitimin yapılamadığı; öğretmenler, gazete editörleri, avukatlar ve diğer meslek sahiplerinin yoğun propagandaya maruz kalarak derslere katılmak zorunda bırakıldıkları ve bu dersler sonunda bölücülüğün kötülüğü hakkında büyük hacimli yazılar yazmak zorunda oldukları; Öğrencilerin Çin okullarında derslerden kaçmamaları için masalara zincirlendiği; kadınların analık haklarının ellerinden alındığı henüz bitirilmemiş ve ciddi müdahaleler bekleyen bir tablodur.

     Tablonun durumunu ortaya koyduktan sonra sıkıntı bu tabloda değişiklik yapabilecek kişilerin neler yaptıklarında. Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri Doğu Türkistan’ın beklentilerini karşılayabilecek en uygun ülkelerdir. Ki bu bölge devletlerinin köken birliğinden dolayı bu bölgeye yardım etmeleri kendiliğinden beklenmektedir. Bunun yanında Batı Türkistan’da 500 bin Uygur yaşamaktadır. Bu gerekli desteğin sağlanmasına yetecek bir nüfus yoğunluğudur. Ancak Batı Türkistan Devletleri böyle bir yardımdan uzak durmakta bunun da ötesinde Bu bölgedeki hareketlilikleri Çin’in “üniter” yapısına karşı bir tehdit olarak görmekteler.

     Varılan bu süreç 70 yıllık komünist emperyalizmin meyveleridir. Bunun yanında Çin’in uyguladığı “akıllı” politikalar ve elinde bulundurduğu kozlar bu devletlerin bölge sorunlarına uzak durmalarını sağlamıştır. Ancak bu salt bir uzak durma değildir… Nepal, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi komşu ülkelerde bulunan ilticacı ve mülteciler Çin’e zorla geri gönderilmişlerdir. İşin acı tarafı bu mültecilerin birçoğu idam edilmişlerdir ve bu ülkeler bu kişilerin idam edileceklerine bilerek böyle bir politika gütme gereği duymuşlardır.

     Şanghay İşbirliği Örgütü…Bu isim Orta ve Uzak Doğu Asya’da bir çok kapıyı açan bir anahtarı haline gelmiştir. Çin bu anahtarı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı her zaman bilmiştir. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün her toplantısında Çin’in “azınlık” sorunlarını gündemde tutmaktadır. Bu şekilde başka ülkelerde yaşayan Uygurların bölgeye desteklerini engellemeye çalışmaktadır.

     Amacımız devletleri ve politikalarını tek yönlü bir eleştiri yağmuruna tutmak değildir. Özellikle Kazakistan konusundaki beklentileri azaltmak ya da haklı göstermek değil de kabul edilirliğini artıracak bir olayı da hatırlatmak gerekmektedir. Kazakistan’ı Rusya ve Çin ile işbirliğine götüren süreç Kazakistanın kuzeyinde Rus yerleşimcilerin fazla olduğu yerlerde Kazak nüfusunu artırım politikalarına dayanmaktadır. Buna göre Kazakistan Urumçi’deki 2 milyon Kazak’ın Kazakistan’a göç etmesini istemektedir. Ki bu uğurda başkentini bile değiştirmiştir. Ayrıca Doğu Türkistan’daki Kazak Türklerinin de Çin emperyalizmine karşı verdiği mücadelelerde yadsınamaz. (Örneğin Osman Batur ve mücadelesi)

     Tüm bu işkencelerin dışında Doğu Türkistanı Çin mezaliminin sonunu getirmiş bağımsız bir devlet olarak görmek istiyoruz. Ancak bunu dilerken en büyük kaygımız bölgedeki ve dünyadaki din simsarları ve destekçi görünen batı emperyalizmidir. Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti bu yıl Amerika’da kurulmuştur. Ancak bu hükümet anayasasını Beyaz saray önünde açıklama gereği hissetmiştir !!! Burada Mustafa Kemal’in Şu sözü kulağımıza küpe olsun: "Efendiler... Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir(6 Mart 1922 TBMM)'' Nasıl ki din simsarları ve batı emperyalizmi bizim kurtuluş savaşımıza zarar vermiştir, dileriz ki Doğu Türkistan bunları yaşamadan Türklerin desteğiyle bir kurtuluş mücadelesi verebilsin.
 

Faydalanılan Kaynaklar

 

Çin’in Gölgesinde Uzakdoğu Asya Derleyen:  Deniz Ü. Arıboğan

Türkistan Devletlerinin Milli Müadeleleri tarihi TTK yay.

Uygur Türkleri Tarihi ve Kültürü S.Gömeç Akçağ yay. Ankara

Çin Halk Cumhuriyeti Tarihi-Kurulması-Gelişmesi, Türkiye ve Diğer Devletlerle Olan                                                                                                                                                                                         ilişkileri E. Tuğg. Özker Sükan

Çin Sorunu Prof Dr. Yılmaz Altuğ

Çin Halk Cumhuriyeti Dış Politikası Dr Nuriye Hidayet Ekrem

Türk Dünyası Tarih Dergisi

Orkun Dergisi

Gökbayrak Dergisi

www.uygur.org

www.hrw.org (Human Rights Watch)

www.selfdetermination.org

www.amnesty-international.org.uk

www.amnesty-turkey.org

www.hurgokbayrak.com

http//istiklalgazetesi.com.tr

www.doguturkistan.net

www.turan.org




Bu İçeriğin Bağlantısını Sitende Yayınla (HTML Kodu)

Sayfa Başı Tavsiye Yazara e-postaPuan: 0, Okunma: 8193

Henüz yorum eklenmemiş..

Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

VatanBir Dergi Arşivi

Diğer sayılarımıza ulaşmak için lütfen, aşağıdan seçiniz.

VatanBir Dergi Noktaları

Aşağıda, bulunduğunuz ildeki temsilcilerin veya dağıtım noktalarının adreslerini edinerek dergiye ulaşabilirsiniz.

Devamı...

VatanBir Dergi Abone ve Sipariş

Abonelik veya Siparişleriniz için aşağıdaki formları doldurmanız yeterlidir.

Sipariş Formu Abone Formu

Dergiye Yazı Gönder Senin Adına "Yayınlansın"
etkili olsun.

VatanBir dergisine yazı göndermek için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.



Üye Girişi yapınız
  • XHTML
  • Ajax
  • CSS
  • Javascript
  • PHP 5.1.2

Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org

Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
© vatanbir.org 2005-2008

Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

Google Siralamasi