Anasayfa > Dergimiz > Sayı 1 (eski)> Attila İlhan
…saatli bir bombadır patlar, an gelir Attila İlhan ölür…
"Dipten bir dalga yükseliyor. Bir çeşit Müdafaa-i Hukuk oluşuyor…"
Attila İlhan, bu ülkenin cesur kalemlerinden biriydi. Yazılarını çeşitli kesimlerden korkmadan, çekinmeden yazdı. Toplumsal sorunlara hiçbir zaman arkasını dönmedi.Hep bu ülke için, bu ülkenin “ortak amaçlar” doğrultusunda toplanması için yazdı. Cumhuriyet’imizin en büyük koruyucularından birisi oldu. “İçerde özgürlük, dışarıda bağımsızlık.” dedi her zaman. Beklide onu bu kadar çok insanın sevmesinin nedeni buydu, ortak düşüncelere ve duygulara hitap etmesiydi. Hangi düşünceden olursak olalım hep bu ülkenin daha iyi günler görmesini istemedik mi, hepimiz bu vatanı sevmedik mi? Attila İlhan yazılarında “vatan sevgisi ve ulusallık” etrafında toplamaya çalıştı bizleri. Saplanıp kalmıyordu fikir ayrımına, emperyalizme karşı savaşta “milletler bir olsun”, “milletler eşit olsun” diyordu. Tam bağımsızlık için, emperyalist devletlerle mücadele için ulusallıktı kurtuluş yolu, “ulusallık”.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ki temel unsur, Türk Milliyetçiliğidir..” (Attila İlhan ) “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz,Türk Milliyetçisiyiz..” (M.Kemal ATATÜRK)
Çeşitli siyasi gruplara öyle bir ayrılmışız ki, her alanda ne yazık ki bu ayrılığı görmek mümkün. Sivil toplum örgütlerinde; insanların bir amaç uğrunda toplandığı her yerde var bu ayrım. Hepimiz istemiyor muyuz ülkemizin kalkınmasını? Basit şeylere öyle bir saplanıp kalmışız ki görmüyoruz önümüzde dağ gibi duran sorunları, görmüyoruz ayağımıza, en önemlisi beynimize takılmış prangaları. Farkında değil misiniz? Hareket edemiyoruz sıkıştık kaldık kalıpların içerisine; öyle bir duvar ördüler ki etrafımıza, göremiyoruz çevremizi. Duvarı ören ustalar sivil toplum örgütleri, çeşitli vakıf, dernek ve kulüpler mi acaba? Sözde insan hakları koruyucuları, demokrasinin “d” sinden habersiz demokrasi savunucuları ve ayarlı basın mı? “Türkiye’de basın Türk değildir.”diye ne güzel söylemiş Attila İlhan. Ne acıdır ki düşmanın çığırtkanlığını yapan bazı basın kuruluşlarımız var.
Daha ne kadar görmezden geleceğiz dört tarafımızı saran duvarları, ne zaman karşı koymayacağız bizi parmağında oynatanlara.
Bakın gazetelere, yazılan kitaplara düşman hep bir perdenin arkasında görünmeyen bir güç gibi gösteriliyor. Yeri geliyor; Yahudiler dünyayı yönetiyor deniliyor, yeri geliyor; Mehdi-Deccal hikâyeleri uyduruluyor, yeri geliyor; kuru kafa ve kemikler diye gizli bir örgütün yönettiği, uydudan istediği yeri gören, istediği zaman deprem yaratan nerdeyse Tanrısallaştırılan bir düşman anlatılıyor bize. Bunlara bakıp da korkmayın, görmediğimiz, tanımadığımız düşmanla nasıl baş ederiz diye düşünmeyin. Düşman aynı düşman, yer aynı yer. Geçmişte kimlerle savaştıysak bugün yine diş biliyorlar bize. Amerikalı Musevi işadamı Soros’un desteklediği sivil toplum örgütlerini birçok kişi öğrendi. Attila İlhan bunları 1998’de yazmaya başlamıştı.“Sevgiye Dayalı Hizmet” başlıklı yazısında muhtelif kulüplerin, sivil toplum örgütlerinin Soğuk Savaş yıllarında tüm dünyayla birlikte ülkemizde de bu hareketlerin hızlanmasına dikkatleri çekiyor. Şöyle diyor yazısında Attila İlhan: “Uluslararası “sivil toplum” örgütlerinin sistem tarafından en çok da Soğuk Savaş döneminde siyasi ve iktisadi amaçlar için “kullanıldığı” herkesin bildiği bir gerçek!
“Barış gönüllülerini” bilmem hatırlar mısınız? 50’li yıllarda, Anadolu kırsalında köylere hizmet gibi yüce bir amaçla gelmiş, yurdun en ücra köşelerine dağılmışlardı. Çoğunun Amerikan servisleri hesabına; nüfusumuzun, etnik yapısından tutun; din, mezhep ve tarikat farklılığına kadar, ince alanda bilgi derlediği anlaşılmıştır: Acaba bu, ya da buna benzer yöntemlerle edinilmiş başka bilgiler olmasaydı; İslami muhalefet ve etnik muhalefetle ilgili dış hesaplar, bu kadar usturuplu yapılabilir miydi? Bunu sinek pislemedik bir yere yazınız.” Yıl 2005 Çırağan Sarayı’nda konuşma yapan Soros’u protesto etmeye birçok kurum ve kişi geldi. İşte bunu Attila İlhan gibi uzun zamandır halkı, bizi bilinçlendiren vatansever aydınlarımıza borçluyuz. Gün gelecek Soros gibi adamlar bu ülkenin sınırlarından bile geçemeyecekler. Attila İlhan yazılarında, Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kullandığı için bazı okuyucularından bu konuda tepki almıştır. “Nasıl olurda sizin gibi Atatürkçü, ilerici, devrimci bir yazar dilde eskiye takılıp gerici olur?” diyen bir okuruna Attila İlhan dilin gelişmiş ülkelerde ilericilik-gericilik sorunu olamayacağını, olsa olsa uzmanlık sorunu olabileceğini söylüyor. “Bir aydın günümüz Türkçesi kadar eski Türkçeyi de bilmeli.” diyor. “Bu yalnız ulusal dilin, ümmet dilinin üzerinde yükselmiş olmasından ileri gelmiyor; kültürdeki, dolayısıyla dildeki, devamlılık ve bütünlük açısından da, zorunlu bir şey!”
Sözlerine şu şekilde devam ediyor Attila ilhan: “Son elli yılın Türkiye’si gibi, yabancı kültür emperyalizminin sultasına girmiş bir ülkede, yeni bir kuşak kendi dilinin “evveliyatına” burun kıvırıp; yabancı dilleri, “öncellikle” ve “ayrıcalıkla” öğrenmek hevesinde olur. … Çocuklar; İngilizceyi öğrenmek için gösterdikleri çabanın yarısını, hatta onda birini babalarının ve dedelerinin konuştuğu dili anlamak için gösterselerdi; eminim ki, o küçük hanım bunları anlamıyorum diye babasına vermek için -yabancı bir dilmiş gibi- dilde hala kullanılmakta olan kelimelerden bir liste tanzimine, utanırdı.” “…. dilin sadeleşmesi, dolayısıyla ‘demokratikleşmesi’, ümmetten millete geçerken, hiçbir toplumun kaçınamayacağı bir dönüşümdür. Bu başka dili sadeleştiriyorum diye, hem yoksullaştıran, hem de -çağrışım gücü sıfır- birtakım uyduruk kelimelerle dolduran, -basbayağı ‘ırkçı’- ‘özleştirmecilik’ başka.” ² Attila İlhan bunlardan başka Türkçe’yle ilgili birçok yazı yazmıştır. “Konuşulan Türkçe hangisi? Dili bir çıkmaza saplamışızdır! , Önemli iki görgü tanığı, Dil Devrimi Başka Özleştirmecilik başka” yazıları bu konudaki yazılarına örnektir. Günümüzde türeyen sahte aydınların aksine gerçek bir aydındı O. “Türkiye’nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10'udur.” ve “Türk aydını dediğimiz kişi, Batı'nın manevi ajanıdır.”diyerek ülkemizde “aydın!” adı altında ve çeşitli görevlerde vatan hainlerinin olduğunu hatırlattı bizlere. Attila İlhan aydınlatıyordu etrafını, toplumsal tüm konularla ilgileniyordu. Ezilmiş insanlara yardım palavralarıyla o hiçbir zaman bir grup çıkarcı azınlığın yanında olmadı. Bize ulusallığı öğretti Attila İlhan, dengeyi öğretti.
Kendini aydın sanan bazı yazarlar gibi halkı aşağılamadı hiçbir zaman, tam tersine beni işçiler okusun dedi. Halk için yazdı yazılarını, belirli okuyan bir kesim için yazmadı hiçbir zaman. Atatürkçülüğü tüm hücrelerine kadar benimsemişti O, kurtuluş mücadelesinin yanında Atatürk Devrimini nasıl göz ardı ettiğimizi hatırlattı bizlere. Cumhuriyet’in en büyük savunucularından oldu O; yazdığı eserlerle, yazılarla “Cumhuriyet’in ölümsüz bekçileri”nden birisi oldu. “Ben bir duvarım hiç güneş görmedim sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar” “Türkiye'de, ilericilik, bir kültür ilericiliğidir. Öyle sanılır ki, Avrupa kültürünü çok iyi bilen, kabul eden kişiler ilericidir. Batıda, ilericilik asla bir kültür sorunu değildir. İlericilik, bir ekonomi, sosyoloji sorunudur. Batıda, 'ilerici insan' demek, sosyalist, komünist, sosyal demokrat partilerden birine mensup olan insan demektir. Onlar, kültür için savaşmazlar. Onlar, işçi sınıfının hakları, halkın hakları, fakirlerin zenginleşmesi için savaşırlar. İlericilik, bu demektir' diye konuştu.” Günümüzde ilericiliği kültürle eşdeğer tutan insanlara Attila İLHAN’ın cevabı bu olsa gerek.Çünkü her konuda batıya yönelenlerin “ilericilik” konusunu onların yöntemiyle algılayamamaları oldukça düşündürücüdür. Çünkü bizde uygulamaya çalıştıkları tam manasıyla bir kültür değişimi, daha doğru bir tabir ile kültür yıpratımıdır. Bunu sadece Attila İLHAN gibi aydınlığıyla tam manasıyla bütünleşmiş insanlar tespit etmiştir…
Hatta Mustafa Kemal’in tamamen batıya döndüğünü söyleyenlere: “Biz Batılılaşmak istemiyoruz çocuğum, ben Mustafa Kemal’in bütün külliyatını okumuş biriyim, ağzından bir tane ‘Batılılaşma’ çıkmamıştır. Kemal Paşa ‘muaşırlaşmaktam’ bahsediyor Batılılaşmaktan değil…”Mesele şu ki; Mustafa Kemal’in Türkiye’sinde asla bir Batılılaşma cereyan etmemiştir. Sadece ilericilik, tam manasıyla bir ilericilik söz konusudur. Bunun için gereken yenilikler Türk milletinin kültürüne uygun bir şekilde yapılmıştır. Zaten Mustafa Kemal’in ölümünden sonra Batı’ya dönüş gerçekleşmiştir. Mevcut durumumuz da bunun en bariz ifadesidir. Şimdi yapmamız gereken nedir? Ülkemiz içinde bulunmuş olduğu durumdan nasıl kurtulacaktır? “Bu ülke bitmiş.” diyenlerin aksine, hala dirayet sahibi bir ülkede yaşadığımızı söyleyebiliyoruz. Her ne kadar borç içinde olsak da. “Hiç önemi yok, Türkiye’nin ekonomisi güçlü, hiç güçlü olmasa gâvur gelir burada o kadar yatırım yapar mı? Türkiye’nin yıkılacağı falan yok bunlar laf. Dünya’nın 6. Büyük ordusu sende olacak sen yıkılacaksın. Bugün ordunun önüne mehteri koy yine Viyana’ya gidersin. Şimdi yapılacak şey farklılıkları bir yana bırakıp, ülkeyi sağlama bağlamak, kozlar sonra da paylaşılır…” Halkına bu kadar çok güvenen Attila İlhan, fikirleriyle ve yakın tarih bilgisiyle, bağımsız basın yayın kuruluşları sayesinde bize ulaştı, hitap etti. İçimizde ki “Milli His” , onun sayesinde bir şekil buldu ve gün geldi aramızdan ayrıldı… “görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür -tahrip gücü yüksek- saatli bir bombadır patlar, an gelir Attila İlhan ölür…”
Diğer sayılarımıza ulaşmak için lütfen, aşağıdan seçiniz.
Aşağıda, bulunduğunuz ildeki temsilcilerin veya dağıtım noktalarının adreslerini edinerek dergiye ulaşabilirsiniz.
Abonelik veya Siparişleriniz için aşağıdaki formları doldurmanız yeterlidir.
Sipariş Formu
Abone Formu
VatanBir dergisine yazı göndermek için aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.
Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org