ŞEHİTLİK MERTEBESİ NELER KAZANDIRIYOR?
Yaşayan varlıkların sahip olduğu en değerli şey candır. Türk dilinin, "Önce can, sonra cihan" şeklinde ifadeye döktüğü bu gerçek şüphe yok ki, bütün dillerde benzer ifadelere bürünmüştür. Varlık planına çıkmasında herhangi bir etkisi olmayan, kendini doğumla birlikte "hayatın içinde" bulan insan, hayatı yalnızca kendinin sahibi olduğu ve hiç kaybetmek istemediği bir değer olarak algılama eğilimindedir. Fakat her şeye rağmen ölüm kaçınılmaz bir olgu olarak hayatın karşısına dikilmektedir.
İnsanlığın tarihi şekillendiren etmenlerin mayasında, hayatın ve ölümün ne olduğu sorusunu cevaplandırma çabaları yer alır. Hayatı ve ölümü var eden kuvvetin ne olduğu meselesi de bu sorunun esasını oluşturmaktadır. Bütün semavî dinler insanlara bu sorunun cevabını sunan ilahî sistemlerdir. İlahî vahyin insan planına yönelik son tecellisi olan Kur'an, son hak din olarak hayatı ve ölümü var eden kudretin, herşeyi var eden Allah olduğunu ilân eder. Bununla da yetinmez, insanlığı asıl yaratılış amacına yönlendirirken, bu konuda onun karşısına çıkacak engelleri ortadan kaldırır. Aklın önünü aydınlatır. Ona kullanacağı sağlam veriler sunar ve böylece sağlam sonuçlara ulaşmasını sağlamayı amaçlar.
"Mutlak hükümranlık elinde olan Allah'ın şanı yücedir ve O'nun gücü her şeye hakkıyla yeter. O, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir. Çok bağışlayıcıdır."(1)
"O diriltendir, öldürendir. Ancak O'na döndürüleceksiniz."(2)
Kur'an hayatın ve ölümün Allah'ın eseri olduğunu pek çok ayette vurgularken, hayat verme ve öldürmenin ise sadece tekniğine değinmektedir. İşin temelinde ruhun bedene "üflenmesi" ve bedenden ayrılması yatmaktadır. "Allah, yarattığı herşeyi güzel yapan ve ilk başta insanı çamurdan yaratan, sonra onun soyunu bayağı bir suyun özünden yaratan, sonra da onu şekillendirip ve ona ruhundan üfleyen...dir"(3)
"Allah ölen insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar. Diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda düşünen toplum için ibretler vardır."(4)
Ne var ki, ruh hakkında da bilgimizin sınırlı olması sebebiyle, hayat ve ölüm olayı bir yönüyle insan için hep sır olarak kalacaktır. Kur'an bu noktayı şöyle ortaya koymaktadır. "(Ey Muhammed!) Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki, 'Ruh Rabbimin emrindendir. Size bu konuda pek az ilim verilmiştir."(5)
Yaratıcı kudret, hayatın ve ölümün sırrı konusunda son sözü kendine saklamış, ama insana bazı işaretler vererek de onun merakını adeta kamçılamıştır. ALLAH DİLEMEDİKÇE HAYAT DA, ÖLÜM DE OLMAZ "Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye ölüm yoktur. O, vadesiyle yazılan bir yazıdır."(6)
Sebep ne olursa olsun, her şeyde olduğu gibi, ölümde de O'nun izni şart. Bu noktada, kader konusunun girift soruları ard arda sıralanabilir. Fakat, hangi açıklamalar yapılırsa yapılsın, ne tür yorumlara gidilirse gidilsin, varılacak sonuç aynıdır. Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabb'inden gizli kalmaz"(7)
"Hiçbir yaprak düşmez ki, Allah onu bilmesin."(8)
Hayat ve ölüm alanının müdahale edilemezliği bu kadarla da kalmaz. İnsanın gaybı bilme konusundaki çaresizliği ölümünün vakti konusunda da onun yakasını bırakmaz. "Hiçbir kimse nerede öleceğini bilemez"(9)
Şehitlerin sahip olduğu bazı nitelikler ve özel durumlar vardır ki bunlar, şehitlik mertebesinin yüceliğini açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Şimdi bunlara kısaca değinelim: Şehitler cennettedir. Sevgili Peygamberimiz, "Şehid cennettedir."(27) buyurmuştur. Şehitlerin cennette büyük bir saygınlıkları vardır. Resûlüllah, bu saygınlığın derecesini şöyle dile getirmiştir: "Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmeyi, sonra tekrar dirilerek savaşıp tekrar öldürülmeyi, ardından yine dirilerek savaşıp yine öldürülmeyi arzu ederdim."(28) Bu arada şunu belirtmeliyiz ki, Resûlüllah Efendimiz son peygamber olarak cennetteki en yüksek makamın sahibidir. Şehitlik makamının yüceliğini vurgulamak için bu anlatım yolunu seçmiştir. Bu sebeple hadisi, "Eğer en yüksek makam olan Peygamberlik makamında olmasaydım, şehitlik makamının kazandırdığı bu büyük ayrıcalığı defalarca yaşamak isterdim." şeklinde anlamak gerekir. Hz. Peygamber'in arzuladığı şeyi bizzat şehit nasıl arzulamaz? Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor: "Yeryüzündeki her şeye sahip olsa da, cennete giren hiç kimse tekrar dünyaya dönmek istemez. Ancak şehit, gördüğü hürmetten dolayı dünyaya dönmeyi ve on kere şehit olmayı arzu eder."(29) Kul hakkı dışında bütün günahları affedilir. Resûlüllah efendimiz, şehidin, borç (kul hakkı) dışındaki bütün günahları affedilir."(30) buyurmuştur. Şehitler şefaat edeceklerdir. Sahabilerden Ebu'd-Derda'nın rivayet ettiğine göre Resûlüllah (s.a.s) "şehit, ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder."(31) buyurmuştur.
Kaynak
Haberin Kaynağı:Şehitlik Mertebesi