Malzemeler
Türk Kahvesi
Soğuk Su
Şeker
Fincan
Tarif
Türk kahvesinin yakın pişirme şekli olduğu söylenir belki de bundan hatırı da 40 yıldır. Biz bunlardan en bilinenini sizinle paylaşalım:
Genelde 4 şekilde hazırlanır. Kahve pişirilmeden önce içene nasıl içtiği mutlaka sorulur.
Sade kahveye şeker konmaz, az şekerli kahve 1 çay kaşığı şeker, orta şekerli kahve 2 çay kaşığı şeker, çok şekerli kahveye 3 çay kaşığı şeker kullanılarak yapılır.
Cezveye kahve ve şeker koyulur, soğuk suyu eklenir, iyice karıştırılır. Kısık ateşte yüzeyindeki köpük hafif kabarıncaya kadar bekletilir, köpüklü kısmı fincana kaşık ile alınır. Cezve yeniden ateşe koyulur, kaynayınca fincana boşaltılır. Kahve servis yapılırken kendine özgü Türk kahvesi fincanında servis edilip, küçük çay bardağında servisine süvari kahvesi denir. TÜRK KAHVESİ sunulurken, yanında su verilmesi gelenektir. İçilen su, ağzı kahve lezzetine hazırlar.
Tiryakiye yakışır bir kahve, ağır ateşte, 15-20 dakika pişirilmeli, cezve sık sık ateşe sürülüp geri çekilmelidir.Eski TÜRK KAHVESİ ise genellikle şekersiz olurdu. Bunun yerine kahve öncesinde veya sonrasında tatlı bir şey yemek veya içmek geleneği vardı. Kahvenin değişik ve güzel bir koku taşıması isteniyorsa, fincanların dibine yerleştirilen bir mahfaza içine kokulu maddeden bir parça konulurdu. En çok yasemin, amber, karanfil ve kakula kullanılırdı.
Püf Noktası
Mümkün olduğunca bir seferde az kişilik yapmaya çalışılmalı.Hatta kişi başına her seferinde ayrı ayrı bir fincanlık pişirme daha makbuldür. İyi kahve hazırlamak için kahvenin kendisinden başka, kullanılan suyun klorsuz ve soğuk olması, pişirmenin hafif ateşte ve yavaş yavaş yapılması, fincanların önceden ısıtılması ve kahve ölçüsü önemlidir.
Kahvenin hava almayacak şekilde ağzı kapatılmış paket içerisinde rutubetsiz ortamda veya buzdolabında saklanması gerekir. Eğer kahvede rutubet varsa içine 2-3 tane kesme şeker atıp ağzını hava almaması için sıkıca bağlayıp öyle muhafaza edilebilir. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir.
Mümkün olduğunca bir seferde az kişilik yapmaya çalışılmalı.Hatta kişi başına her seferinde ayrı ayrı bir fincanlık pişirme daha makbuldür. İyi kahve hazırlamak için kahvenin kendisinden başka, kullanılan suyun klorsuz ve soğuk olması, pişirmenin hafif ateşte ve yavaş yavaş yapılması, fincanların önceden ısıtılması ve kahve ölçüsü önemlidir.
Kahvenin hava almayacak şekilde ağzı kapatılmış paket içerisinde rutubetsiz ortamda veya buzdolabında saklanması gerekir. Eğer kahvede rutubet varsa içine 2-3 tane kesme şeker atıp ağzını hava almaması için sıkıca bağlayıp öyle muhafaza edilebilir. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir.
Yararları
Türk kahvesi diğer kahvelerden birçok yönüyle farklıdır:
Brezilya ve Orta Amerika menşeili, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, çok ince öğütülür. Yumuşak ve kadifemsi köpüğü sayesinde damakta en uzun süre tadını devam ettiren kahve türüdür.
- Birkaç dakika şekli bozulmadan kalabilen bu leziz köpüğü sayesinde, uzun süre sıcak kalabilir.
- İnce kenarlı fincanda sunulduğu için, diğer kahve türlerine göre daha yavaş soğur ve böylece daha uzun süren bir kahve keyfi sunar.
- Yoğun şurupsu kıvamı ile ağızdaki lezzet tomurcuklarını aşırı uyararak hafızada yer eder.
- Diğer kahve türlerine göre, daha kıvamlı, yumuşak ve aromatiktir.
- Kendine özgü enfes kokusu ve özel köpüğü ile diğer kahvelerden kolaylıkla ayırt edilebilir.
- Kahve tutkunları tarafından, kaynatılarak içilebilen tek kahve olarak kabul edilir.
- Fal bakılabilen tek kahvedir.
-Kahvesi fincanın içindedir ancak telve olarak dibe çöktüğünden filtre edilmesine ve süzülmesine gerek kalmaz.
- Hazırlanırken şeker ilave edildiğinden diğer kahvelerde olduğu gibi sonradan tatlandırmaya gerek yoktur.
- Diğer kahve türlerine göre, bir içimde daha az kafein içerir.
- Pişirilirken, şekeri tercihe göre ilave edildiğinden içime hazır halde sunulan tek kahve türüdür.
- Kahveden önce su içilerek, ağızda bulunan önceki tatlar arındırılarak kahve tadının eşsiz bir şekilde tadılması sağlanır.
Hikâyesi
Rivayetlere göre kahveye ilk kez Yemen\'de rastlanıyor. Bulunuşuyla ilgili çok farklı rivayetler vardır, bunlardan en çok kabul göreni de \"Uyuklayan keçi ve koyunlarını gezdiren Etiyopyalı çoban Kaldi'nin öyküsü"dür. Kaldi, keçi ve koyunlarının bazı ağaçlardan düşen yemişleri yedikten sonra canlandığını, çok hareketli olduklarını ve geceleri çok az uyuduklarını fark etmiş. Bunun üzerine çoban Kaldi, bu yemişlerden tatmış ve sonrasında da kendini daha dinç ve canlı hissetmiş.
Zamanla Araplar bu çekirdekleri kavurup öğütmüşler ve çok lezzetli ve keyif verici olan kahveyi bulmuşlar. Arap yarımadasında kahve, dînî ortamlarda geceleri geç saatlerde kadar süren zikir ayinleri esnasında uyarıcı olarak kullanılmış. Önceleri, dövülüp toz haline getirilirek, bir nevi ezmesi yapılarak ekmek üstüne sürülüp yenildiği de söylenir.
Bazı kaynaklara göre kahve Türkiye’ye ilk kez, Hükm ve Şems isimli iki Suriyeli tarafından 1555’te getiriliyor; bazı kaynaklarda ise Kanunî Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) Habeşistan Valisi Özdemir Paşa tarafınca getirildiği bilgilerine rastlanıyor.
Osmanlı topraklarında ilk kahvehane Tahtakale’de açılmış. Bu kahvehane insanların olağanüstü ilgisiyle karşılaşmış. Tiryakiler burada içilen kahvelere \"Kara İnci\" adını takmışlar. Bu ilk kahvehane, tanınmış kişilerin ve bilginlerin buluşma, sohbet noktaları olmuş. Memleketin ileri gelenleri ve makam sahipleri kahvehaneden çıkmaz olmuşlar. Türk Kahvesi Eminönü, Taht-ul Kale\'de bir sokağa da adını vermiş: Tahmis Sokağı. (Tahmis = Kurukahve ) Bunun üzerine , kahve içenleri çoğaldıkça, bu yeni içecek daha çok dikkat çekmiş. Bu nedenle ne olduğu tam olarak bilinmeyen bu yeni madde, bir dönem bir uyuşturucu muamelesi görmüş ve din adamlarınca yasaklanmış. Bu dönemde, kahve taşıyan gemilerin dipleri delinerek batırıldığına bile rastlanır. Bütün bu yasaklara rağmen, kahvenin sevilip yaygınlaşması önlenemiyor ve Sultan III. Murat (1546-1595) zamanında İstanbul’da kahvehane sayısı 600’ü buluyor. Buralarda kahveden başka nargile ve çubuk servisi de yapıldığı söyleniyor. Kahvehaneler tüm şehre hızla yayılıyor ve kahve kültürünün temeli bu dönemlerde atılıyor. O zamanlar kahvehanelerde; günün her saati kitap ve güzel yazıların okunur, satranç ve tavlanın oynanır, şiir ve edebiyat sohbetleri yapılırdı. Yani sadece halktan değil, sanat – bilim çevresinden zatlar da kahvehanelerde buluşurdu.
Kahve saray mutfağında ve evlerde yerini aldı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içilir ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram edilirdi.
Kısa sürede, gerek İstanbul\'a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk Kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa\'yı oradan da tüm dünyayı sardı.
Kahve bitkisi ülkemizde yetişmediği halde, Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde kahve, güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk Kahvesi adını aldı.