Anasayfa > Yazi Arşivi > Köşe Yazısı > Devletin Resmi Dini: Siyaset
|
Yazarımız Fahrettin Akgül yazdı...
Geçenlerde gene kaçamak cevapları olan sorulardan bir tanesini, yabancı uyruklu bir arkadaşımla sanal üzerinden muhabbet ederken denk geldi. Tabi ısınmaya başlayan Türkiye’nin siyaset gündemi hakkında konuşurken bu arada, “Sizin devletin resmi dini” ne diye sorması karşısında doğrusunu söylemek gerekirse ilk başta biraz afalladım. Acaba bende sorduğu soruya kaçamak bir cevap mı vermeliydim yoksa başkasının ağzından mı konuşmalıydım? Diye düşünürken, bu ortamda bende onun yerinde olsaydım büyük ihtimalle bu tarz bir soru sorardım.
Çünkü hala bu sersemliğim pençesinde kıvranıyoruz. Verilen cevaplarda üç noktalı söylemlerle son buluyor. Çünkü ılımlı İslam ya da karmaşık din sistemi gibi safsatalar dökseydim ortaya, benim cevabımda hem kaçamak bir cevap hem de üç noktalı olurdu.
Bende hemen Cumhuriyetin ilanından öncesine inip de cevap vermeye çalıştım. 1920 yıllarında cumhuriyetin ilk yansımaları belirince milletin kafasında şu sorular belirdi. Acaba Cumhuriyetin kabullü dinden değer mi çalacaktı; yoksa cumhuriyetin varlığı dini yok mu sayacaktı?
İşte o zaman bunlar düşünülürken 23 Nisan 1920 Cuma namazından sonra TBMM’nin açılışında Büyük Millet Meclisi şeriat ve hilafeti koruyacaktır denildi. Milletin temsilcileri bunu söylüyorlardır. Peki, insanlarda bu kanıda mıydı acaba? Hep şu gidişat baş göstermiştir ve cumhuriyet ile dinin bir uzlaşma içinde olamayacağı yani ya dinden soyutlanmış bir cumhuriyet anlayışı ya da diğer taraftan sadece hilafetin ön planda olduğu bir ortam havası oluşturulmuştur. Bunun ortasını düşünen yokmuş gibi. Çünkü ilerde bunun gelişmiş cumhuriyet anlayışında neye mahal verileceği tahmin edilmemişti.
Bir yandan da fetvayla yürüyen bir imparatorluğun son demlerine gelinmişti. Padişah demek aynı zamanda halife yani dinin en büyük önderi demekti. Cumhuriyetin kabul edilmesi saltanatın gözden çıkarmak ve gözden çıkan saltanatın dini kimliği sayılan hilafeti de devre dışı bırakmak demekti. Fakat bu yapılmadı. 1 Kasım 1922 saltanatın ilga edilmesi Cumhuriyetin önünü açmıştı ama halifeliğin kaldırılmasında çekimser kalınmıştı. Dindar kesim için cumhuriyetin varlığı dinden uzaklaşmaktı. Cumhuriyetten yana olan taraf ise din ve devlet işlerinin birbirine karışmamasıydı. Bunun adına da laiklik denilmişti.
Yalnız bizim laiklik anlayışımız Türkiye devletini dini bir kimliksizliğe sürükleme sürecine doğru götürmüştür. Laikliğin doğuş merkezi Fransa da bile kilise ve devlet işlerinin ayrımı yapılmasına karşılık devletin resmi dini ağırlıklı olarak Katolik tirajlı Hıristiyanlık olmuştur. Bu süreç 29 Ekim 1923 akşamı Cumhuriyetin ilanıyla devletin yönetim şekli belli olmuş, aynı zamanda halifelik ise hala bir sallantı da gidip geliyordu. Din bağlamı burada bir ikili karşıt fikirler arasında sıkıştırılmış ve din ile cumhuriyet karşı karşıya getirilmişti. Her iki taraf arasında kalan dini kimliğin ismi belirsizliğe doğru gitmiştir.
Çok geçmeden 1924’te halifeliğin kaldırılması ve bununla birlikte 24 Anayasasının da ki bazı maddelerin değişmesiyle, mesela; “Türkiye Cumhuriyetinin Dini İslam’dır.” Maddesinin temelli kalkması, cumhuriyeti dini bir vasıftan ayırmıştır. Bunun sebebi de Cumhuriyet Halk Fırkası ile Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası arasındaki o günkü siyaset, cumhuriyeti savunanı dinsiz, dindar olanı da cumhuriyet karşıtı şeklinde bir ayrıma sürüklemiş ve hala etkisini sürmekte olan bugünkü siyasi yapıya bir transfer yapılmıştır.
Şimdi ise devletin künyesine bakıyoruz. İşte yüz ölçümü şu kadar, resmi dili bu, başkenti şurası, yönetim şekli bu şekilde fakat dini denildiğin de üst üste iki nokta, devamını ise boşluk getiriyor. Yani dini şeklinin bir ismi yok.
Eğer o tarihlerde her iki siyasi partinin(CHF ve TPCF)devletin resmi dinin de bir boşluk bırakılmış olmasaydı. Bugün hiçbir siyasi parti 1928 de oluşturulan bu boşluğa politikalarını doldurarak siyaset yapamazdı. Yönetim şeklini nasıl belirlemişsek dini boşluğu da doldurmak gerekir ki din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiği samimiyetine inanalım.
Günümüz siyasetinin de din ve devlet işlerinin birbirine karıştırılması buradan yana. Bir taraf din üzerinden rant sağlarken diğer taraf din karşıtı görülüyor.
Yaklaşan seçim tarihleriyle birlikte geçen sene ve ondan evvelki senelerde gerçekleşen senaryoları tekrarlanması kaçınılmaz olur. Siyasi partiler gene din üzerinden propaganda yapacaklardır. Yani şöyle bir deyişle devletin resmi dini yerine siyasetlerini koyacaklardır. Herhalde cevabımın; “Türkiye Cumhuriyetinin resmi dini siyasettir.” demem belki beni haksız çıkarmaz diye umuyorum.
(Fahâk)
Arşiv sayfasındaki benzer belgeleri bize bildirin.Sizin adınızla yayınlayalım.
Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org