Anasayfa > Yazi Arşivi > Köşe Yazısı > Ölü Saltanat
|
Yazarımız Fahrettin Akgül yazdı...
Londra sokakları son zamanlar daha şen şakrak. İnsanların içindeki coşku ve mutluluk, onları adeta İngiliz varislerinde birini anımsattırıyordu. Bu insanlar niye bu kadar mutluydu acaba? Herkes yeni giysiler alıyor, sokaklar süslenip, düzenleniyor, sanki İsa’nın yıl dönümünü anımsattırıyordu. Bütün dillerde benzer konuşmalar ve aynı gıpta etmeler.
Türkiye de bu hava olsaydı ya Cumhuriyet Bayramı ya da tarihimizde ki bir zaferin yıl dönümü kutlaması var diyecektim.
Fakat burası, İngiltere’nin merkeziydi. Olsa, olsa bu coşkunluk kraliyet düğünü içindi.
Doğru, tarihler 2011’i gösteriyordu ve hala meşruti krallık yönetiminin çok iyi bir şekilde devam ettiği İngiltere’de kraliyet varislerinden 2. veliaht, Prens William’ın evlenme töreni içindi bütün bu hazırlıklar.
Düğün için aylar önce hazırlık yapıldı, önlemler alındı vs. Westminster Kilisesinde yapılan düğüne, yaşayan bütün krallıklar davet edildi. Tarihin badiresine bakın ki Türkiye’den ise Türk elçimiz davetliydi. Kilise ile Buckingham Sarayı arasında 1milyona yakın insan sevinç gösterileri ve alkışlarla, saraya kadar eşlik etti.
Gerçekten olağanüstü bir durumdu. Fransız devriminin üzerinde asırlar geçmişti ve buna rağmen, İngiliz kraliyet ailesinin, birçok mutlak monarşinin tarihe karıştığı ve bir zamanlar bu mutlak monarşilerin arasında, süper güç olan, Osmanlının bile tarihe karışmasına karşılık, hala bu şekilde saygı görüp, sevilmesi hem sevindiriyor hem de kendi tarihimiz için üzüyordu.
2011 İngiltere’sinde bunlar yaşanırken…
1868 de Şehr-i saltanattan, Allahu ekber sesleriyle semalara minareler yükseliyordu. Dolmabahçe Sarayı’ndan Hayranıdil Kadınefendi’inin doğum naralarıydı, sabah ezanına karışan. Osmanoğullarına yeni bir varisisin cıyaklamalarıydı, gökyüzünü dolduran. Abdülaziz’in voltaları, saltanatın devam için ilmek örüyordu. Ebe hatunun müjdeli haberi, sarı çillere layıktı.
Mayısın son şafağında, dünyaya gözünü açan şehzade, Abdülmecit’ti.
Amcazadesi VI. Mehmet(Vahideddin)’en sonra Osmanlı’nın son padişahı olacaktı.
Osmanlının son varisi Abdülmecit, ömrünün 600 senelik cihan devletinde başlayıp, ecnebi topraklarında ki ücra bir hanede son bulacağını, hayal edemeyecek kadar masumdu.
1 Kasım 1922 de saltanat kalkmasıyla Abdülmecit’tin veliahtlık hakkı da ortadan kalmış oldu. Vahideddin’nin halife olmaması için Malta’ya sürülmüştür. TBMM’ de ki büyük oy çokluğuyla da 18 Kasım da Abdülmecit halife seçildi.
Abdülmecit’in hilafeti de çok uzun sürmeyecektir. İki sene sonra halifeliğin kaldırılmasıyla, dönemin İstanbul emniyet müdürüne verilen emirle, o ve ailesini Dolmabahçe Sarayından alarak, Çatalca’dan gidecek olan, ilk İsviçre trenine bindirilip, atalar diyarından sürgün edilir.
İsviçre’nin kanunlarına göre çok eşli şahısların ülkeye alınması yasaktı. Yasakları gereği de ülkeye kabul edilmedi. Bunu üzerine Fransa’ya, bir zamanlar eğitimi için geldiği Paris’e yerleştirildi
En sonun da 22 senelik, vatan özlemine dayanamayan Abdülmecit Han, 23 Ağustos 1944’te kalp krizi geçirerek yaman eller de hayata gözlerini yumdu.
Abdülmecit’in kızı Dürrişehvar Sultan, babasının vasiyetini yerine getirmek için İsmet İnönü nezdinde ki bütün uğraşlarına rağmen cenazesi Türkiye’ye kabul edilmedi. Bu şekilde de teşekkür ettik.
Paris camisinde ki 10 yılık bekleyişten sonra Medine’ye nakledilerek Baki Mezarlığına defnedildi.
İşte biz tarihimizi kara trene bindirip, Garpa sürgün ettik. Onlar geçmişleri için mendil ıslattılar, bizde geleceğimiz için; dediğimiz, onlara dair izleri silip süpürdük. Geçmişimizi çok görerek…
Eğer mutlak monarşi bu kadar korkunç bir şey olsaydı, dünya güçlerinden saydığımız, İngiltere’nin kraliyet mensupları bu kadar saygıya layık görülmezdi. Meşruti sistem elbette çok iyi, bir nevi de olsa meclise sesimizi duyurabiliyoruz. Fakat halkın temsil sistemi demek, atalarımızı kendi topraklarından sürgün etmek değildir.
Son saltanatı da maalesef biz öldürdük, üstelik naaşını bile kendi topraklarına çok görerek.
Tıpkı babasına bakacak durumu varken onu huzur evine hapsetmek gibi. Acı veren ve en büyük nankörlük ne biliyor musunuz? Onlar için topraklarında ki bir zindan bile cennetin bir köşesi iken, onu bile çok görüp, batılıların huzur evine kapatmış olmamız. En son örneği, İngiltere’ye bakıyoruz kraliyet ailesi omuzlarda taşınıyor. Farkı siz görün artık.
Hey gidi koca padişahlar torunu! Seni baba ocağından süren, gerçek Osmanlı kimliği değildi. Seni vatanından koparan, medeniyet diye batılıya bürünmüş, papyon yakalı torunlarındı.
Padişah için ülkesinden sürgün edilmek ölümdü. Bu işi çok iyi başardık,
ve son saltanat öldü.
Abdülmecit Han
Gavur eli pek elemdi
Vatan hasreti gözyaşıydı
Gözyaşları içe döküldü
Düşen her damla heba etti
Beden yaman elde harap düştü
Ruhum toprağımda çok görüldü
Son nefesim vatanımın olsun
Varisim şehadette dolsun.
(Fahâk)
Arşiv sayfasındaki benzer belgeleri bize bildirin.Sizin adınızla yayınlayalım.
Site Sorumluları:
bilgiislem@vatanbir.org