E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Yazi Arşivi > Makale > Atatürk'ün Şam'daki Günleri

Atatürk'ün Şam'daki Günleri


29.11.2008,Yazar:Afet İnan




Mustafa Kemal, Müfit’in yüzüne baktı ve...












Şam’da, Hamidiye çarşısında üç Türk zabiti:

Osmanlı İmparatorluğu devrinde 5. ordunun merkezi Şam’dı. Oraya askeri akademisinden yüzbaşı çıkmış iki adam sürülmüştü. Biri Mustafa Kemal, diğeri Müfit ÖZDEŞ… Bunlar Şam’da 29. ve 30. süvari alaylarında stajiyer idiler. O devirde her sene Havran’da bin bir mesele icat olunurdu. 1905’te Havran meselesi Emvali Mağsube ( Talan Edilmiş Mallar ) adı ile ortaya atılmıştı. Oraya bir odu gidecekti. Hakikatte böyle bir mesele var mıydı? Yok muydu? Bunun izahını ve muhakemesini şimdilik bırakalım.

Müfit’in Mustafa Kemal’e müracaatı:

Şam’ın iki odalı, basit bir evinde oturan Mustafa Kemal’e çok sevdiği kahraman arkadaşı Müfit müracaat ediyor:

-Haberin var mı gidiyorlar?
Mustafa Kemal soruyor:
-Kim nereye?
-Bizim staj yapmakta olduğumuz alaylar…
-Nasıl olur? Benim bundan haberim yok ve bu olamaz.
-Gidiyorlar hem de bu akşam

İki arkadaş atlarına biniyorlar. Evvela Mustafa Kemal’in staj yaptığı 30. süvari alayı kumandanın yanına gidiyorlar. Mustafa Kemal alay kumandanına soruyor:

-Alayınız bir vazife almış gidiyor. Bu alay içinde kumanda etmekte olduğum bir bölük var. Benim de beraber gitmekliğim tabii değil mi? Niçin bana haber vermediniz?

Kumandanın cevabı:

-Siz bu alayda stajyersiniz. Kumanda ettiğiniz bölüğün asıl kumandanı bölüğün kumandasını almıştır. Siz Erkan-ı Harp zabitisiniz. Böyle çetin işlere gelemezsiniz. Ben sizin Şam’da kalıp istirahat etmenizi tercih ettim. Maaşınız verilecektir, merak etmeyiniz.

Mustafa Kemal’in aldığı bu cevap pek tabii olarak Müfit’in 29. süvari alay kumandanından alacağı cevabın aynı olacaktı.

İki arkadaş boynu bükük çıkıyorlar:

Müfit mutaelada bulunuyor: Süvari fırkası kumandanına şikâyet etmek… Mustafa Kemal buna lüzum görmüyor.

-Müfitçiğim. Bunlar o kumandan ile beraberdirler. Ona müracaattan bir şey çıkmaz. Ordu kumandanına gidelim, belki ondan da bir şey çıkmaz. Fakat hiç değilse şikâyetimizi umumileştirmiş oluruz. İki arkadaş mutabık kalıyorlar. Ordu kumandanı Müşir Hakkı Paşa’dır.

Müracaat usulsüzdür:

İki erkân-ı harp yüzbaşısı Müşir Hakkı Paşa’nın resmi makamına gidiyorlar ve yaveri vasıtası ile Müşir Paşa’yı görmek istediklerini arz ediyorlar. Hiç vaki olmamış bu harekete Müşir Paşa çok küstahane telâkki ediyor ve onları kovuyor. Sokak ortasında kalmış gibi bir vaziyette iki arkadaş artık birbirleri ile konuşamayacak kadar müteessirdir. Nihayet Mustafa Kemal Müfit’e biz de gideriz diyor. Müfit soruyor:

-Nasıl?

Mustafa Kemal:

-Olduğumuz gibi… Yani şimdi atlarımıza binmiş bulunuyoruz. Emirber neferlerimiz de var. Havran’a giden kuvvete olduğumuz gibi iltihak ederiz.
-Bu olur mu?
-Niçin olmasın?


Ve Mustafa Kemal’in dediği gibi gidiyorlar.

Şam – Şemiskin yolu üzerinde: İki süvari alayı birçok topçu bataryaları ve esterli piyade taburları büyük bir kuvvet hâlinde yürüyorlar. Bu kuvvetlerin kumandanı Bay Lûtfi’dir. Mustafa Kemal ve Müfit ellerinden alınmış olan bölüklere iltifat etmeyerek atlarını bu kuvvetlerin başının yanına sürüyorlar ve biz de beraberiz efendim diyorlar. Henüz bu iki adamı tanımamış olan kumandan onların yüzüne bakmamakla ve sadece selamlarını iade etmekle iktifa ediyor. Başka konuşma yoktur.

Kuvvetler o günün akşamı Şemiskin’de çadırlı ordugâhta son neferine kadar yerleşiyor. Yalnız açıkta ve aç kalmış iki adam var: Mustafa Kemal ve Müfit. Onlarla kimse meşgul değildir, yalnız gece yarısına doğru onların emirber neferleri büyük bir âlicenaplıkla bu iki arkadaşa kendi evlerini teklif ediyorlar. Bu ev neferlere tahsis olunmuş çadırdır. Neferler biz açıkta kalalım, ziyanı yok. Siz çadıra buyrunuz diyorlar. Biraz sonra daha büyük bir ülüvvicenap ile bu iki arkadaşa içlerine saman doldurulmuş iki çuval getiriyorlar ve bunları yatak diye yere seriyorlar. Ertesi gün süvari otuzuncu alayın bölük kumandanlarından bir yüzbaşı geceyi aç geçirmiş olan Mustafa Kemal ile Müfit’i kendi çadırına davet ediyor. Onlara bir çay ziyafeti veriyor. Bu yüzbaşı vaziyeti ve bunu icap ettiren ve idame ettirmekte olan adamların gizli noktai nazarlarını senelerden beri devam eden tecrübesi sayesinde biliyordu.

—Arkadaşlar görüyorsunuz ki size asla kumandanlık vazifesi vermeyeceklerdir. Bunun sebepleri vardır. Fakat bana husisi bir vazife verilmiştir. Eğer siz bu vazifemde bana kontrolör olmak isterseniz ben bunu temin ederim. Yalnız şimdiden söylemeliyim ki bu kontrol neticesini kimseye bildirmeyeceğinize dair bana namusunuz üzerine teminat vermeniz lazımdır.

Mustafa Kemal, Müfit’in yüzüne baktı ve kendi kendine, şöyle bir muhakeme yaptı:"Bu adamın yapacağı şey, belli ki netice itibariyle söylenmemek icap eden hicaplı bir şeydir. Hiç bir şey yapmamaktan ise bu insana hicap veren meselenin mahiyetini anlamak kendisi ve arkadaşı için bir kazançtır. O, bu tecrübeyi yapabilmek için en nihayet bir adamı kusurlarından dolayı affetmiş olacaktır. Bir adamı kusurlarından dolayı affetmek için bin adamın kusurunu ele geçirmek için yapılabilir bir fedakârlıktır.

Mustafa Kemal bu mülâhaza ile ona söz verdi; Müfit de kendisine iltihak etti. Havran köylerinde gasp:

Şam'dan çıkan büyük kuvvet, sanki bütün Havran'ı sömürecek gibi tertibat almıştır. Havran muhtelif mıntıkalara ayrılmış, her mıntıkaya bir kuvvet tahsis olunmuştu; bunların vazifesi o mıntıkadaki köyleri soymaktı. İlk Havran köyünde Mustafa Kemal ve Müfit bölük kumandanının misafiri olmuşlardır. Köy odasında piliç kızartmaları ve diğer nefis yemekler yeniyor. Ertesi sabah Mustafa Kemal, yüzbaşıya şu teklifte bulunuyor: "Seyahatimiz esnasında müşterek masraftan hissemize düşeni hemen mi verelim? Yoksa en sonunda tediye etmek üzere bir defter mi tutarsınız?" O, defter tutmak usulünü tercih etti ve öyle yapıldı.

Havralı köylüler, her gün ve her gece, birtakım insanlar ve bu insanların bindiği hayvanlar tarafından, yiyecek itibariyle mahvediliyor, bu kâfi değilmiş gibi o insanlardan on senelik vergi isteniliyor, herkes kudretine göre bir veya beş mecidiye, bir veya iki lira vererek kendini kurtarıyordu. Bölük kumandanı bu işte son derece maharetli bir adamdı. Havralıların Osmanlı İmparatorluğu'na asi olduklarını ve bu adamları mahıv ve kahretmek lâzım geldiğini bir hüküm olarak tatbik ediyordu. Mustafa Kemal ve Müfit bu hükmün yanlışlığını, yerinde ve gözleriyle görüyorlardı. İki ayrı düşünce: biri para toplamak ve bu parayı paylaşmak düşüncesi, diğeri bu para toplama mezalimine isyan etmek düşüncesi...

Kuneytara'da:

Mustafa Kemal ve Müfit, Osmanlılık namı altında yapılan bu büyük haydutluğun ne olduğunu anlamışlardır. Bunu yapanlar hakikaten haydut insanlardı. Bu hakikati anladığı dakika, Mustafa Kemal, Müfit'e şu sözleri söyledi: - Hatırla mısın Müfit, Şam'dan bu kuvvete iltihaka karar verdiğimiz dakika karşıma bir süvari mülazımı çıkmıştı. Bana: "Beyim size büyük hürmetim vardır. Bu sefere gitmemenizi tavsiye ederim."demişti. Ben sormuştum: Niçin? Süvari mülazımı şu cevabı vermişti:"Hayatınız tehlikeye girebilir de, onun için." Ben bu adama tekrar: Niçin? dedim. O bana "Seni öldürürler. Bilemezsiniz ve düşünemezsiniz beyim, bugün bütün Suriye ordusuna şamil bir müşterek menfaat vardır. Siz bu menfaate mani olacak gibi görünüyorsunuz; bunu kimse kabul etmez, hayatınız mevzuubahistir." cevabını vermişti.

İşte Mustafa Kemal'i bu seyahate sevk eden amil o adamın musırrane sözleri olmuştur.

Kuneytera ordugâhı: Kuneytera, Osmanlı Türkleri tarafından Türk Çerkezlerinin oturup yerleşmelerine tahsis edilmiş bir köydür. O köy ve civarında bir ordugâh kurulacaktı. Mustafa Kemal’in ve Müfit'in nasıl adamlar olduğu anlaşılmıştı. Ordugâhın kurulması kendilerinden rica edildi; iki arkadaş bu vazifeyi yapmaya gittiler.

Kuneytera ordugâhında heyecan: Ordugâh Kuneytera'nın yanına kurulmuştu. Oranın Çerkez Türkleri o kadar misafirperver davrandılar ki her gece davetler yapıyorlar, misafirlere Çerkez tavuğu yediriyorlardı. Bir gün kuvvetler kumandanına şöyle bir haber geldi: etraftaki Çerkezler ordugâhı basacaklar... Bu haber Mustafa Kemal'e kadar intikal etti. O, şu kararı vermişti: vaziyeti gidip kendi gözüyle görmek. Bunun üzerine Müfit'e: "Benimle beraber gel."dedi ve iki arkadaş yanlarına birer emirber neferi olduğu halde, dörtnala sürdükleri atlarıyla Garp istikametine doğru yol almaya başladılar. Bir aralık bir tepeye geldiler; atlarından indiler; Mustafa Kemal o tepenin üstünden karşıdaki vaziyeti tespit etti ve gece vakti Türk ordugâhına baskın yapacak olan bir cemmi gafirin orada toplu olduğunu gördü. Tam bu esnada idi ki karşı taraf kuvvetleri Mustafa Kemal'i görmüşler ve beş on misli süvari kuvvetleriyle onun üstüne saldırmak üzere harekete geçmişlerdi. Mustafa Kemal sükûnetini bozmaksızın Müfit'e şunu söyledi: "Atına bin ve beni takip et." Mustafa Kemal, Müfit ve emirber neferler atlara bindiler; Mustafa Kemal'in delâlet ettiği istikametlerde dörtnala yol aldılar, bu suretle düşmanı şaşırtarak karargâha geldiler. Mustafa Kemal düşman vaziyetini izah etti. Artık ordugâhta onun sözü dinleniyordu. Kumandan Lûtfi bu izaha göre tedbirler aldı ve Çerkezleri'in hücumu vaki olamadı.

—Arkadaşlar görüyorsunuz ki size asla kumandanlık vazifesi vermeyeceklerdir. Bunun sebepleri vardır. Fakat bana husisi bir vazife verilmiştir. Eğer siz bu vazifemde bana kontrolör olmak isterseniz ben bunu temin ederim. Yalnız şimdiden söylemeliyim ki bu kontrol neticesini kimseye bildirmeyeceğinize dair bana namusunuz üzerine teminat vermeniz lazımdır.

Mustafa Kemal, Müfit’in yüzüne baktı ve kendi kendine, şöyle bir muhakeme yaptı:"Bu adamın yapacağı şey, belli ki netice itibariyle söylenmemek icap eden hicaplı bir şeydir. Hiç bir şey yapmamaktan ise bu insana hicap veren meselenin mahiyetini anlamak kendisi ve arkadaşı için bir kazançtır. O, bu tecrübeyi yapabilmek için en nihayet bir adamı kusurlarından dolayı affetmiş olacaktır. Bir adamı kusurlarından dolayı affetmek için bin adamın kusurunu ele geçirmek için yapılabilir bir fedakârlıktır.

Mustafa Kemal bu mülâhaza ile ona söz verdi; Müfit de kendisine iltihak etti. Havran köylerinde gasp:

Şam'dan çıkan büyük kuvvet, sanki bütün Havran'ı sömürecek gibi tertibat almıştır. Havran muhtelif mıntıkalara ayrılmış, her mıntıkaya bir kuvvet tahsis olunmuştu; bunların vazifesi o mıntıkadaki köyleri soymaktı. İlk Havran köyünde Mustafa Kemal ve Müfit bölük kumandanının misafiri olmuşlardır. Köy odasında piliç kızartmaları ve diğer nefis yemekler yeniyor. Ertesi sabah Mustafa Kemal, yüzbaşıya şu teklifte bulunuyor: "Seyahatimiz esnasında müşterek masraftan hissemize düşeni hemen mi verelim? Yoksa en sonunda tediye etmek üzere bir defter mi tutarsınız?" O, defter tutmak usulünü tercih etti ve öyle yapıldı.

Havralı köylüler, her gün ve her gece, birtakım insanlar ve bu insanların bindiği hayvanlar tarafından, yiyecek itibariyle mahvediliyor, bu kâfi değilmiş gibi o insanlardan on senelik vergi isteniliyor, herkes kudretine göre bir veya beş mecidiye, bir veya iki lira vererek kendini kurtarıyordu. Bölük kumandanı bu işte son derece maharetli bir adamdı. Havralıların Osmanlı İmparatorluğu'na asi olduklarını ve bu adamları mahıv ve kahretmek lâzım geldiğini bir hüküm olarak tatbik ediyordu. Mustafa Kemal ve Müfit bu hükmün yanlışlığını, yerinde ve gözleriyle görüyorlardı. İki ayrı düşünce: biri para toplamak ve bu parayı paylaşmak düşüncesi, diğeri bu para toplama mezalimine isyan etmek düşüncesi...

Kuneytera Şarkın’da bir köyde:

Bir gün Mustafa Kemal, arkadaşı Müfit’le beraber Kuneytera Şarkın’da bi Çerkez köyüne gidiyor. Köylü bu gelenleri ilk önce iyi görmüyor; iyi karşılamıyor, bunları da soygunculardan sanıyor. Buna rağmen Mustafa Kemal ve Müfit’i alelusul evlerine kabul ediyorlar. Mustafa Kemal bir müddet bu köylülerle konuşuyor ve çok geçmeden onlar Mustafa Kemal’den hoşlanıyorlar, ona söz veriyorlar “Siz ne derseniz yaparız fakat devler diye şimdiye kadar kafamızı ezen bu idarenin emrettiğini yapmayız.”

Namuskârane bir anlaşma:

Kuneytera civarındaki Osmanlı kuvvetleri oradaki köylerden birini imha etmek için yukardan bir emir alıyorlar. Bu köyün üzerine sevk edilen kuvvetin kumandanı Bay Lûtfi’dir. Mustafa Kemal ve Müfit bu harekette sâkittirler. Tam köyün karşısına gelindiği zaman inanılmayacak bir manzara görünüyor: Bu tek köy o gelen bütün Osmanlı kuvvetini mağlup edebilecek tertibat almıştır. O vakit kuvvet kumandanı (Bay Lûtfi) Mustafa Kemal’e müracaat ediyor, “Ne yapalım?”diyor. İtiraf etmek lazımdır ki Mustafa Kemal bu köyü mahvetmek istemiyordu; çünkü o bu köy halkını inkılâp ve ihtilâl namına kazanmış bulunuyordu.

Şimdi emir ve kumanda Mustafa Kemal’e intikal etmişti. Mustafa Kemal bir kısım kuvvetleri Müfit’in emrine vererek onu bir istikamette köye sevk etti ve diğer bir kısım kuvvetleri de Çerkez Kolağası Bay Mehmed’in kumandasında olarak merkezden hücuma kaldırdı. Mustafa Kemal Müfit’i öyle bir cepheye sevk etmişti ki Müfit buradan hücum edemezdi ve esasen hücum etmemesi lazımdı. Çünkü o köyün halkı daha evvel Mustafa Kemal’e bağlılık sözü vermişti. Çerkez Bay Mehmed aldığı emir üzerine merkezden hücum etti. Mustafa Kemal daha ziyade bu Bay Mehmed’i takip için onun peşi sıra giderek köyün içine girdi.

Burada Mustafa Kemal’in gördüğü manzara şu idi: köylüler Çerkez Bay Mehmed’i kuşatmışlar, taş ve topaçla öldürmek üzere idiler. Bu sırada idi ki Mustafa Kemal köye girdi; köylüler kendisini görünce etrafını aldılar ve “Sen ne dersen o olsun.”diyerek Bay Mehmed’i Mustafa Kemal’e bağışladılar ve affettiler.

O köyde bir seans: Muhtarın odasında… Mustafa Kemal, Müfit, Kumandan Lûtfi ve köyağası.

Mustafa Kemal söylüyor:”Bir hedefe, bir emele yürüyeceğiz. Birbirimizi tanımayan kuvvetleriz. Bu hedefte, bu emelde beraber kalacak mıyız? Hep birden “Evet.”diyorlar. bu evet sözü bir mühür ve imzadan daha yüksek bir namus sözü olarak alınmıştır. Bugün dahi onlar Mustafa Kemal’e vermiş oldukları sözü ve Mustafa Kemal onlara verdiği sözü tutmaktadırlar.

Ordugâhta bir adilik:

Müfit Mustafa Kemal’in yanına geliyor ve şunları söylüyor:

- Bütün bu seyahatte çok para kazanılmış, benim hisseme oldukça altın isabet etmiş. Dün akşam bu altınları bana getirmek istediler. Ben tereddüt ettim. Bu tereddüdün sebebini soranlara:”Çünkü bu bizim alışmadığımız şeydir; arkadaşım Mustafa Kemal bunu terviç ediyor mu?” diye sorduğum zaman bana: “Mustafa Kemal’e senin aldığının birkaç misli verilecektir dediler, ben de “Müsaade buyurunuz, bir kere kendisinden sorayım.”cevabını verdim.

Müfit’in bu sözlerini dinleyen Mustafa Kemal, arkadaşının bir hataya düşmüş olmasından ürkerek:”Sakın paraları almış olmayasın?”diyor ve Müfit’in derhal “Hayır”diye cevap vermesi üzerine ona şu sözleri söylüyor:

-Müfit sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun yoksa yarının adamı mı?

Müfit zaten teklif edilen parayı kabul etmemiş olmanın verdiği bir gururla ve pek bir samimi ifade ile:

-Elbette yarının adamı olmak isterim.”diyor.

Mustafa Kemal kendisini takdir ediyor “Elbette alamazsın; ben de almadım ve alamam.”hükmünü veriyor.

Sahtekârların orduca teşhiri:

Bir gece ordugâhtaki Mustafa Kemal’in çadırı sarılıyor. Kendisi ölümle tehdit ediliyor, hesap ve kitaplara mâni olmak istediği için…

Mustafa Kemal bunları şu sözlerle söylüyor:

-Arkadaşlar ben gerçi mekteplerde riyaziye okuyup öğrendim fakat bu sizin hesaplarınızdan bir şey anlamam. Tebii sizin hesaplarınız en doğru olmak icap eder fakat bunu ordu merkezinde kontrol ettirmekten çekiniyor musunuz?

Buna “hayır” cevabı alınca:

-O halde diyor, mesele yoktur; müsaade ederseniz yarın bir arkadaşımızı Şam’a göndeririz orada en yüksek muhasip kim ise bu işi ona hallettiririz. Benim riyaziyeciliğim bu hesap meselesine akıl erdirmeğe kâfi gelmiyor. Efendiler ben namuslu bir adamım. Benimle arkadaş olanların da namuslu olmaları gerekir. Sizin bana bahsettiğiniz hesaplara benim aklım ermiyorsa ve bunu Şam’a gönderip tetkik etmeyi teklif ediyorsam buna bir şey demeye hakkınız olmamalıdır. Yarın Müfit’i Şam’a göndereceğim.

Mustafa Kemal kuvvetçe ve muhitçe öyle tedbirler almıştı ki bu hesap sahtekârları ona mukavemet edemeyeceklerdi.



Sitemizde yayınlanan yazıların tüm sorumluluğu yazara aittir.

Yazarın diğer yazıları

  • Atatürk'ün Şam'daki Günleri(19874)
  • Rastgele yazılar

  • Gerçek'ti Hayal oldu!(1563)
  • KADIN(1963)
  • ‘Sandık Kafalı’ Olmak İle Ufkun Ötesine Bakmak Arasındaki Fark!(2697)
  • Altın Sarayların Kadınları(22633)
  • GÜNDEMDEN NOTLAR(1862)
  • 23 NİSAN NEŞE DOLMUYOR İNSAN!(1711)
  • Atatürk Kürtlere Özerklik Vaad Etti Mi?(7611)
  • kanalANKARA(4396)
  • Kimin cool-larıyız ?(2282)
  • 2050 Yılı Kpss Soruları(2236)




  • Arşivin Kaynağı: Belleten;2. Sayı, Vatan ve Hürriyet Cemiyeti Makalesi

    Sayfa Başı Tavsiye Puan: 0, Okunma: 19873

    Henüz yorum eklenmemiş..

    Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


    Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
    Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
    Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

    Belgeyi Sen bildir "Yayınlansın"
    etkili olsun.

    Arşiv sayfasındaki benzer belgeleri bize bildirin.Sizin adınızla yayınlayalım.


    Üye Girişi yapınız

    Encok belge ekleyen 5 kişi

    Encok yorumlanan son 5 dokuman

    • XHTML
    • Ajax
    • CSS
    • Javascript
    • PHP 5.1.2

    Site Sorumluları:
    bilgiislem@vatanbir.org

    Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
    © vatanbir.org 2005-2008

    Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

    Google Siralamasi