E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Yazi Arşivi > Makale > Kürt Köyündeki Nogay Tamgaları

Kürt Köyündeki Nogay Tamgaları


29.11.2008,Yazar:Abdurrahman Kasapoğlu




Tamga kültürü Türk’e özgü bir kültürdür!












Sizlere anlatacağımız bu öykü soyunu ve dinini korumak maksatlı 2000 kilometreyi aşan bir yolculuğu 1860’lı yıllarda göze alan batur bir milletin kahramanlık öyküsüdür. "Sonunu düşünen... kahraman olamaz" misali çıktığı bu yolun kendisinin sonunu hazırlayabileceğini aklına getirmeden, yol almışlardı adı "AK" kendisi "KARA" olan bir yurda doğru... Belki Rus yazar Tomilov’un söylediği gibi 20 bin aile belki de çok daha fazlası. Geçmişine söverek, Nobel almak gibi bir amacımız olmadığı için Osmanlı’nın bu konuda bir hazırlığı olmadığını veyahut bilinçli olarak gelenleri yok etmek maksatlı Ceyhan’ı seçtiğini söylemek ne bize yakışır ne de tarihi gerçeklere. Kurmay Binbaşı Hasan Tevfik bu konuda görevli olarak geldiği bu coğrafyada 1856 yılında 290 saat dolaşarak 21 sayfalık bir rapor hazırlamıştır. Evet bu bölgede iskân yoktu. Aşiretler arası çatışmaların (Kovgun) yaşandığı, sivrisinekler için bir cennet olan bu bataklık bölge boştur. Hasan Tevfik raporunda gayet iyi niyetli bir düşünce ile "Gelen Nogayların bu bölgeye yerleştirilmesi ve buraların iskâna açılmasının, hem bu bölgedeki aşiret kavgalarının önlenmesine (Kovgun) hem de tarıma müsait bu bölgenin gelişmesine vesile olacaktır" diyordur. Bu raporu dikkate alan İstanbul, Kırım ve Kuban bölgesinden gelen tüm Nogayları buraya iskan etmeyi planlamıştır. Bir söyleme göre: "Hastalık nedeniyle Köstence Mecidiye’de her gün 50-60 kişinin öldüğünü bilen ve İstanbul’da bir salgın husule gelmesinden korkan hükümet hastalık taşıyan bu muhacirlerin biran önce gidecekleri yere ulaşmalarını istemekteydi. Nogaylar İstanbul’da fazla bekletilmeden Ceyhan’a doğru kafileler halinde yola koyulmuşlardır. İlk kafile Ceyhan’a vardığı anda buranın yaşanılamayacak bir yer olduğunu fark etmiştir. Kelimenin tam anlamıyla "Ölümü görüp, sıtmaya razı olmak" dışında yapacak bir şeyleri olmadığını bilenler buraya yerleşmiş, şansını denemek isteyenler yola devam ederek Nurdağı'ndaki bugünkü Nogaylar köyünün olduğu mevkiye ulaşmışlardır. Ceyhan’a yerleşenler geriden gelenlere ise nasıl bir batağın içine düştüklernin haberini yollamışlardır. Haberi alan yoldaki kafileler buldukları en yakın makul coğrafyaya yerleşmişlerdir. Bu nedenle Nogay köyleri İstanbul’dan Ceyhan’a doğru bir trase boyunca uzanmaktadır." Net bir rakam olmamasına rağmen Ceyhan’a gelen Nogay hane sayısının 14000 den fazla olduğu sanılmaktadır. Ne yazık ki yanlışlıkla gelen Nogayların bazıları kayıtlara Çerkez olarak geçmiştir.

Ceyhan nehri civarını yurt edinmeye çalışan Nogaylar; Cuvantayak, Caynak, Bota, Kelemeti, Yarsuvat, Küçük Kırım, Konakoğlu mahallerinin yanında Çiftlikat, Mercimek, Çakaldere, Altıkara, Büyük ve Küçük Mangıtlar, Yeşilhüyük, Toktamış, Yılankale, Kılıçkaya, Sırıkeli (Sirkeli), Alayıl Bağçaları (Kürt köyü), Yeşiloba gibi köyleri kurmuşlar, daha sonra gelen diğer Kırım Tatarlarını da kelimenin tam anlamıyla bağırlarına basmışlardır. Gelen Tatarlar mevcut köylere yerleşmenin yanında Büyük Kırım mahallesi Yellibel köyü gibi yeni yerleşim alanları da oluşturmuşlardır. Bu yerleşim sonucunda bugünkü Ceyhan ilçesinin temelleri atılmıştır. Yeni yerleşimlerinde bulunan ırmağı da geldikleri coğrafyadaki Kuban’a benzetmişlerdir. Fakat burada o coğrafyadan farklı olan bazı olaylarla ilk defa karşılaşmışlardır. Çoğunluğu sürücü olan Nogayların hayvanları çalınmaktadır. Kendileri aldıkları terbiye gereği başı boş bir hayvan bulsalar bunun sahibini ararlarken, burada başında oldukları hayvanları her gün eksilmektedir. Lâkin hayvan hırsızlarıyla mücadele etmek ne yazık ki sıtma ile mücadeleden kolay olmuştur. Sıcak, sıtma, veba ve kolera yavaş yavaş yeni bir hayat kurma hayalindeki Nogayların sonunu hazırlamaya başlamıştır… Bakın o dönemde bu kötü durumu gören bir Osmanlı doktoru Dr.Şerafettin Mağmumi anılarında şunları yazmaktadır:

"Haziranın on ikinci günü akşamı bir tütsü memuruyla landona binerek yola düzüldük. Düz ovayı kesen şose üstünde ilerliyoruz. 1313 yılı Muharrem ayı ince bir hilal görüntüsüyle gökleri süslüyor. Gece "Misis" e vardık, biraz dinlendikten sonra hareket ettik. Seyhan’a göre daha dar ve akışı daha ağır "Ceyhan" nehrini eski bir taş köprü ile atlayıp sabahleyin güneş doğarken "Yarsuvat" kasabasına girdik. Ceyhan’ın kenarına uzanan bu büyük köy bir yıla kadar "Muhacirin Bucağı"nın merkezi iken sonra "Hamidiye" adıyla ilçeye çevrilmiş. Oturanların hepsi göçmenden ibaret olup havanın kötülüğü nedeniyle çoğu ölmüş. Hatta Nogay göçmenlerinden olan Belediye Başkanı otuz yıl önce 14 bin hane olarak geldiklerini şimdi ancak beş yüz hane kaldıklarını söyledi. İşte toprak durumunu ve iklimin niteliği dikkate alınmadan rastgele göçmen yerleştirmenin acıklı sonucu!

Her gittiğimiz köyde karşımıza sıtma, veba ve kolera nedeniyle ölen Nogayların hikâyeleri çıkmaktadır. Hatta Kelemeti köyünde Yılmaz Kaytmaz köyün tarihi hakkında bilgi verip köyü Nogayların kurduğunu daha sonra köye Darendeliler ile Kayserilerin geldiğini anlatırken çok üzücü şu espriyi de eklemiştir. Ticaretçi kişilikleriyle bilinen Kayserililer ve Darendeliler "Yarsuvat’ta Nogay denilen bir millet var sıtmadan kırılıp gidiyor" diyerek; Kayserililer sabun Darendeliler ise kefen bezi satmak için bu köye gelmiş ve yerleşmişlerdir. Şu anda Ceyhan’ın bir mahallesi olan Kelemeti köyünde Nogaylar 10-12 hane civarında yaşamlarını sürdürmektedirler. 150 yıl onların sayılarını artırmamıştır aksine azaltmıştır. Toktamış köyünde dinlediğimiz hikayede sıtmaya ek olarak veba ve kolera salgınından da bahsedilmektedir. Bu köylerde her gün hastalık nedeniyle ölen 5-6 Nogay’ın cenazesinin toprağa verildiği anlatılmaktadır. Çiftlikat köyünden bizimde uzaktan akrabamız olan Zeki Konakoğlu babasının 8 kardeşi olduğunu ve sadece babasının hayatta kaldığını onunda, bu bölgede "Cibinlik" denilen tülden bir çadırın içinde büyüdüğünü bizlere anlatmıştır. Tüyler ürperten hikaye ise Altıkara köyüne aittir. Bir günde köyden 18 Nogay hastalanarak ölmüştür ve cenazeleri gömmek için başka köylerden insanlar yardıma gelmiştir. Ölenlerin çoğu öldükleri yerlere gömülmüşlerdir. Bu nedenle ölen Nogayların birçoğunun usulüne uygun başında tamgalı mezar taşı bulunan bir mezarı dahi bulunmamaktadır. Şu anda Ceyhan’da yaşayan Tatar ve Nogayların sayısı gelenlerin çok altındadır. Hastalıkların dışında savaşlarda Nogayların bugünkü azalmış ve bazı köylerde yok olmuş nüfus yapısına katkıda bulunmuştur. Kırım Tatarları içlerinde bulunan vatan ve millet sevgisiyle savaş yıllarında sadece düzenli ordu içinde savaşmakla kalmayıp Nogay İnce Ali çetesini oluşturarak Kuvay-i milliye saflarında da savaşmışlardır. Nogay İnce Ali çetesi Mercin’de Fransızlara 300 kayıp verdirilen Mercin savaşlarının kahramanlarıdır ve Ceyhan’ın Fransız işgalinden kurtuluşunda önemli payları vardır. Büyük Kırım mahallesinden Hakkı Çiftçi 1. Dünya savaşı ile ilgili babasından duyduklarını bize şu şekilde aksettirmektedir:

"Büyük Kırım mahallesinden 1. Dünya savaşına 32 Tatar genci katılmıştır ve sadece dördü geri dönmüştür. 28 Tatar genci şehit olmuştur." Bu anlatılanlar ışığında Nogayların ve Tatarların neden kendi kurdukları yerleşim yerlerinde azınlık durumuna düştüklerini açıklamak zor olmasa gerekir.

Lakin rahmetli Yusuf Kaytmaz’ın Nogayların tarihini aydınlatmak için daktiloda kağıtların arasına karbon kağıtları yerleştirerek 1976 yılında yazdığı kitapçıktaki "Bugünkü Kürt köyü Nogaylar tarafından kurulmuş olup Nogayca adı Alayıl Bağçaları’dır. Bu köye 150 hane Nogay iskan edilmiştir. Daha sonra Avşarlar ve Kerkükten gelen Kerkük Türkleri de bu köye yerleşmiştir. Ancak yanlış olarak Kerkük Türklerine Kürt denilmiş ve köyün adı Kürt köyü olmuştur. Bugün Kürt köyünde iki hane Nogay kalmıştır." açıklaması bizim için yeni bir ışık olmuştu. Yeni adı Ağaçlıpınar olan köye Büyük Kırım mahalle muhtarı Erdoğan Duvarcı ile birlikte gittik. Amacımız o iki Nogay aileye ulaşmaktı. Sirkeli köyüne yakın olduğu için Sirkeli ile ilgili duyumlarımızın da sağlamasını yapacaktık. Önce Alayıl Bağçaları köyüne gittik. İlk ziyaretimizi köyün hemen girişinde bulunan mezarlığa gerçekleştirdik. Büyük bir şok yaşıyorduk. Gittiğimiz hiçbir köyde bu kadar çok tamgalı mezartaşına rastlamamıştık.

Tamgalar konusunda çok fazla bilgimiz olmamasına rağmen bu tamgaları fark etmemek mümkün değildi. Çoğu devrilmiş olan mezar taşlarını çevirmeye gücümüz yetenleri çevirdikçe karşımıza yeni tamgalar çıkmaktaydı.

Köyde görüşmeler yaptık ne yazık ki köyde hiç Nogay kalmamıştı. 150 hane Nogaydan yukarıdaki tamgalı mezarlardan başka hiçbir iz yoktu. Ceyhan da yaşayan o köylü bir Nogay’ın ismini alarak köyden ayrıldık.

Sirkeli köyüne geçtik. Sirkeli köyünde duyduklarımız Alayıl Bağçaların’dan farksızdı. Köyün hemen arkasında bulunan dağın isminin Arşan dağı olduğunu ve burada Nogayların kurduğu Arşan köyünün olduğundan bahsettiler. Arşan köyündeki Nogayların sırık ile bir oyun oynadığı (muhtemelen cirit) ve zamanla köyün isminin Sırıkeli ve Sirkeli olarak değiştiğini anlattılar. Köyde yaşamış olan son hane Nogayların evlerini de bizlere gösterdiler. Tahmin edeceğiniz gibi bu köyde de hiç Nogay kalmamıştı. Sirkeli köyünün mezarlığını da ziyaret ettik. Çok üzücü bir görüntüydü. Burada da tamgalı mezar taşları vardı fakat o kadar kötü durumda idiler ki tamgaları ayırt etmek imkânsızdı. Yıkılmış, çalıların arasında kalmış belki de üzerlerine yeni ölüler gömülmüş mezarlar vardı.

Sirkeli köyünden de sadece mezar taşlarını resimleyerek ayrıldık. Ceyhan’a dönüp Alayıl Bağçaların da ismini öğrendiğimiz o köylü tek Nogay olan Ömer Kart’a ulaştık. Evet sonunda 150 haneden kalanbir Nogay bulmuştuk. Ömer Kart bize Alayı Bağçalarından bir Nogay olduğunu söyledi. Zaten bu bölgenin söylemiyle "Pasaportu betindeydi." Biraz konuşunca içimizi tekrar bir hüzün kapladı. Ömer Kart babasının adının da Ömer olduğunu ve kendisinin doğumundan 5 ay önce öldüğünü bizlere anlattı. İşin ilginci dedesinin adı Hacı Kurban Kart’tı (Cestan Kabilesinden Hacı Kurban Cemaatinin bir kısmı 15 Haziran 1860 tarihindeKulu ve Paşadağı civarına yerleşmişlerdir.) ve Ceyhan’ın Kaltakiye mahallesindendi. Annesi ikinci evliliği sonucu Alayıl Bağçalarına gitmişti. Yani aslında oda köye ilk yerleşen 150 Nogay haneden değildi.

Aslında söyleyecek çok fazla söz kalmamıştı…

Fakat biz yinede çenemizi tutamayacağız. Kırım davasına gönül vermiş olsun veya olmasın içerisinde biraz Türklük bilinci olan bilim adamlarının ve devlet yetkililerinin bu konuda çalışma yapması gerekmektedir. Sağ olsun sayın Doç. Dr. Hakan Kırımlı Ceyhan’a tekrar gelecek ve bu köylere tekrar gideceğiz. Fakat bu ziyaretler tamgaların yok olmasını engelleyemeyecektir. Ne yazık ki bu coğrafyaya ölümden kaçarak hayata tutunmaya çalışan bence dünyanın en mazlum halklarından biri olan Nogayları yaşatamamışız hiç olmazsa onların mezarlarının yok olmasına izin vermeyelim. Bu mezarlıkların bakımlarının ehil kişiler tarafından yapılmasının ve kırılan mezar taşlarının restorasyonun çok büyük işgücü gerektireceğini ve çok fazla maddi kaynağa ihtiyaç duyulacağını sanmıyorum. Bu kültürü biz kendi açımızdan bizim olduğu için sahipleneceğiz lakin unutulmamalıdır ki Tamga kültürü Türk’e özgü bir kültürdür ve bizim insanlarımız Türklüklerini taşlara kazımışlardır. İçinde Türklük bilinci olan her ferdin bu konu üzerinde titizlikle durması gerekmektedir.

Para ve dünya malının bu dünyada kalacağını ve bir gün hepimizin bu mezar taşlarının altında yatanların yanına gideceğimizi hatırlatır:

Tüm Kırım Tatar halkını bu tamgaların yok olmaması için bir şeyler yapmaya davet ederim.

Savlukban Kalın

Sitemizde yayınlanan yazıların tüm sorumluluğu yazara aittir.

Yazarın diğer yazıları

  • Vatan Kavramı(883)
  • Vatan ve Hürriyet Cemiyeti(24600)
  • Dilbilim Tarihine Bir Bakış(1861)
  • Yörük Sözlüğü(7170)
  • Kürt Köyündeki Nogay Tamgaları(2549)
  • Meluncanlar(1473)
  • Burnundan Fitil Fitil Getirmek Deyiminin Hikayesi(9797)
  • Ateş Pahası Deyiminin Öyküsü(5935)
  • Motiflerin Dili(60744)
  • Sevr Anlaşması Tam Metni(12396)
  • Ülkümüz Bizim(822)
  • Rastgele yazılar

  • Libya ve Dünya Güvenliği(985)
  • KADIN(1027)
  • Yine Mi Model Ülkeyiz?(1316)
  • Gerçek'ti Hayal oldu!(415)
  • Düşündükçe(956)
  • MHP'nin Reddedilen Adayı!(2039)
  • Bozulan Türkçe(2239)
  • Kilimlerimizin Motif Dili(26474)
  • EN BÜYÜK TARİH GELECEKTİR(1576)
  • Monopoly de Ki İsim Suriye(1582)




  • Arşivin Kaynağı: Ceyhan Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Koordinatörü

    Sayfa Başı Tavsiye Puan: 0, Okunma: 2548

    Henüz yorum eklenmemiş..

    Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


    Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
    Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
    Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

    Belgeyi Sen bildir "Yayınlansın"
    etkili olsun.

    Arşiv sayfasındaki benzer belgeleri bize bildirin.Sizin adınızla yayınlayalım.


    Üye Girişi yapınız

    Encok belge ekleyen 5 kişi

    Encok yorumlanan son 5 dokuman

    • XHTML
    • Ajax
    • CSS
    • Javascript
    • PHP 5.1.2

    Site Sorumluları:
    bilgiislem@vatanbir.org

    Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
    © vatanbir.org 2005-2008

    Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

    Google Siralamasi