E-Postanı gir

Kapat

Sonuç

Kapat

Lütfen bekleyin.

Davetli Üyelik

Bu site test sürecindedir.

Anasayfa > Yazi Arşivi > Köşe Yazısı > Yine Mi Model Ülkeyiz?

Yine Mi Model Ülkeyiz?


06.04.2011,Yazar:Alper Pamir




Yine Mi Model Ülkeyiz?


            Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Türkiye, Orta Asya ve Kafkasya'daki yeni-bağımsız devletler için bir "model ülke" olarak sunulmuştu. Peki neydi Batı'nın Türkiye'yi iyi bir örnek olarak bu devletlerin önüne konulmasına sebep olan?

            Yaşadığımız dünya bugün -beğenilsin ya da beğenilmesin- sınırları ve kuralları belli bir sistem üzerine kuruludur. Sistemin güçlenmesi ve devamlılığını sağlaması, tüm değer ve düşüncelerini dünyaya yaymasına bağlıdır. Bu sistem bir çarktır, tüm dişililer aynı anda hareket etmelidir ve şu da bir gerçektir ki tek bir dişlinin bile sistem dışında kalmasına tahammül yoktur.

            Ulus devletlerden oluşan dünya düzeni, her bir devleti sistemin ayrılmaz bir unsuru olarak görmektedir. Bu sistemin öncüsü olan Batı, sistemin üzerinde yükseldiği değer yargılarını  tüm uçlara yaymayı amaçlar. Sistem değerlerinin tüm unsurlar tarafından aynı şekilde, gönüllülük esasına göre benimsenmesi zordur. Bu nedenle Batı, bazen güç kullanır, bazen ekonomiyi kullanır, bazen başka devletleri kullanılır.

            Bu kısa sistem açıklaması, başta sorulan soruyu bir ölçüde yanıtlıyor. Türkiye, batı sisteminin devamlılığının sağlanması için gereken özellikleri bünyesinde bulundurmaktadır. Dünyada etkin olan liberal-kapitalist ekonomik sistem, günümüzde Türkiye ekonomisinin bakış açısını oluşturmaktadır. Her ne kadar 80'li yıllara kadar Türkiye ekonomisi tam olarak sistem içine açılmamış olsa da, Turgut Özal'ın neo-liberal ekonomi politikaları ile Türkiye ekonomisi, günümüze kadar devam eden batı ekonomik sistemiyle bütünleşme sürecine girmiştir. Türkiye'de serbest piyasasının etkin olarak yerleşmesi, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşması imzalamamız, Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler, bugün Türkiye'ye akan yabancı sıcak paranın miktarı gibi örnekler, Türkiye'nin ekonomi alanında mevcut sistemin gerekliliklerini yerine getirme çabasının düzenli şekilde sürdüğünü göstermektedir. Türkiye gibi coğrafi-stratejik yönden önemli bir bölgede olan ülkenin; pazarını, hammaddelerini, işçi gücünü dünya piyasasına açması; yabancı şirketlerin düzenli olarak faaliyet göstermesi için hukuki zemin hazırlaması; yabancı sermaye çekmek yönünde girişimlerde bulunması; sistem öncülerinin "takdir edecekleri" doğrultuda reformlar yapması, 90'lı yıllarda Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelerin önüne model olarak sürülmesini sağlamıştır. Ayrıca Türkiye, 1952'den beri batı sisteminin koruyucusu olan NATO'nun sadık bir üyesidir ve bu da Türkiye'nin batılı devletler ile askeri anlamda bir sorun yaşamayacağını, dünya üzerinde sisteme yöneltilmiş tehditlerde tarafının belli olduğunu göstermektedir. Bunun yanında batı ideolojisinin en büyük buluşu olan "demokrasi" kavramı, Türkiye kamuoyunda oldukça benimsenmiş ve en çok üzerinde durulan konulardan biri olmuştur. Batı dünyasının resmi dini dışındaki bir dinin hüküm sürdüğü, batı kültürünün dışında kendine özgü bir kültüre sahip, etnik kökeni batıdakilerden farklı olan ama yine de batı ve batı değerleriyle dirsek teması halinde politikalarını sürdüren Türkiye'nin, 90'lı yıllarında başında genç-bağımsız ülkelerin önüne model ülke olarak konulması hiç de şaşırtıcı değildi. Şüphe yok ki bu yeni ülkeler sistemin içine dahil edilmeliydiler ve bunun için de Türkiye'nin özendirici tavrı önemliydi. Çünkü Kafkasya ve Orta Asya'da bağımsızlığını kazanan ülkeler ile Türkiye arasında tarihi, etnik, dini, kültürel, dilsel, siyasi ve ekonomik yönden bağlar bulunmaktaydı. Batı, bu bölgelerle iletişimini "model ülke" olarak övdüğü Türkiye üzerinden sürdürme peşindeydi.

            Son birkaç aydır Türkiye ismi ve "model ülke, örnek ülke" yakıştırmaları tekrar anılır hale geldi. Tunus'ta başlayan ve kısa zamanda genişleyerek Kuzey Afrika'yı ve Ortadoğu coğrafyasını saran halk ayaklanmaları, yönetim değişiklikleri ve son olarak Birleşmiş Milletler'in Libya müdahalesine kadar giden süreç, şüphesiz ki bu bölgenin, daha doğrusu Müslüman dünyasının yeniden yapılması hareketidir. Halk ayaklanmaları bitip eski yönetimler dağıldıktan sonra, tüm bu coğrafyanın, aynen 1991'den sonra Sovyetlerin çekildiği bölgelerde yapıldığı gibi, sistem içine uyumlaştırılma süreci başlayacaktır. Batılı değerlerin, batılı yönetim şekillerinin, batılı şirketlerin bölgeye girmesi ve bölgenin tamimiyle bir sistem unsuru olması için, Batının yine bölgede sözü geçen bir ortağa ihtiyacı vardır. Müslüman ülkelere değer aktarımını yapmak için, öne sürülecek örnek -yine- Türkiye'den başkasının olması düşünülemez. Türkiye; coğrafi, kültürel, ekonomik ve en önemlisi dinsel yakınlığı olan bu bölgelere laiklik, cumhuriyet, demokrasi, açık piyasa pazarı gibi kavramları götürecek model ülke olarak gösterilirken, bunun Türkiye'ye ne kadar yararı olacağı tartışılması gereken en önemli konudur. Zira, 1990 sonrası dönemde Türkiye'nin arkasında hissettiği destekle Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya yaptığı girişimler büyük hüsranla sonuçlanmış ve bu ülkelerin bağımsızlığının üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen Türkiye, hala ilişki boyutunu çeşitlendirip geliştirememiştir. Ayrıca, Türkiye'nin o dönemlerde "batının aracı gücü" olarak edindiği kötü izlenimin hala kaybolmadığını gözlemlemekteyiz. Türkiye'nin bölgede yaptığı her türlü girişimin hala, bölge ülkeleri tarafından Batı'nın çıkar arayışının bir parçası  düşünülmektedir.

            Arap dünyasını derinden etkileyen halk ayaklamalarının çıkış kaynağı konusunda her geçen farklı iddialar ortaya atılmaktadır. Kimi otoriteler bunun, gerçekten halkın içinden gelen, sanal alemde altyapısı hazırlanan siyasi bir dip dalgası olduğunu, kimileri Arap dünyasında İslami değerlerin devlet yönetiminde daha etkin olmasını isteyen grupların oluşturduğunu, kimileri batılı devletlerce desteklenen bir planlı hareket olduğunu, kimileri son yıllarda temel tüketim maddelerine gelen zamlara ve halkın ekonomik gerilemeye verdiği bir tepki olduğunu ileri sürülmektedirler. Nedeni her ne olursa olsun, bölge tarihte hiç görülmemiş bir isyan hareketinin içindedir, yılların katı yönetimleri silahsız kalabalığın attığı sloganlarına boyun eğmektedir, ülkeler birbiri ardına halk için reform hareketleri yapmaktadır. Tunus, Mısır ve Libya'nın düştüğü duruma düşmek istemeyen diğer devlet yöneticileri, halkla karşı karşı karşıya gelmemek için kendilerini yapılandırma çalışmalarına başlamışlardır. İşte bu devletlere izleyecek yol yine Batı tarafından gösterilmekte ve kendilerinden biri olan Türkiye'yi örnek ülke olarak Ortadoğu sahnesine çıkarmaktadırlar.

            Bu ayaklanmalar ABD tarafından "Genişletilmiş Ortadoğu Projesi" kapsamında gündeme getirilmiş olsa da olmasa da, bölgede çok büyük bir siyasi değişimin olacağı açıktır. Ve değişmeler tamamlandığında bölgenin sistem içine alınması ve batılı değerlerin bölgeye acilen yerleştirilmesi gerekmektedir. Son yılların parlayan yıldızı olarak sürekli olarak övülen Türkiye, izleyen süreçte 20 yıl önceki aynı senaryoyu yaşayacak ve Batı'nın "sevimli yüzünü" bölge ülkelerine taşıma görevini üstlenecektir. Bu girişimin ise Türkiye'ye kısa ve uzun vadede ne gibi getirilerinin ve götürülerinin olacağını anlamak için de, sadece 1991 sonrası Türk Dış Politikası'nın, Kafkasya ve Orta Asya devletlerinin Türkiye'ye bugünkü bakışlarına yol açtığı sonuçları incelemek yeterlidir.

            Ülkemizin 1991 ve 2011 yıllarında belirli bölgelerdeki ülkelere bir model olarak sunulmasının, Türkiye'nin eşi benzeri rastlanmamış başarılara imza atmasından kaynaklandığını düşünmek aşırı hayalciliğin bir ürünüdür. Türkiye, sistemin istediği yönde değişmesi gereken ülkelerine önüne bir yol haritası olarak sunulmaktadır çünkü zaten kendisi sistemin gerektirdiği şekilde gelişimini tamamlamıştır ve bir takım ortak özellikleri paylaştığı ülkeleri de peşinden getireceğine olan güven Batı'da mevcuttur. Bu girişimler her durumda sistemin güçlenmesine yarayacaktır, fakat sistem içine dahil edilmek istenilen ülke yönetim ve halklarının yakın bir gelecekte sistemin zararlı yönlerini gördüklerinde, Türkiye'ye olan bakışlarının nasıl değişeceğini tahmin etmek de zor olmasa gerek.

 

                                                                                                                             Alper Pamir



Sitemizde yayınlanan yazıların tüm sorumluluğu yazara aittir.

Yazarın diğer yazıları

  • Yine Mi Model Ülkeyiz?(1317)
  • Türk Dış Politikası'nda Rusya Eksikliği(3477)
  • Dimdik Durmak... Diklenmek... Fransız Kalmak...(1028)
  • Hukuken Doğru Siyaseten Yanlışmış(628)
  • Hangi Bölge?(1441)
  • Anne Koş... Bin Ladin Ölmüş...(2103)
  • Rastgele yazılar

  • Sanat(4452)
  • 400 Yaşında Bir Seyyah(1110)
  • DEMOKRASİ HAVARİSİ! (967)
  • Altın Sarayların Kadınları(1566)
  • Atatürk'ün Akıllı Projesi (2) “İdeal Cumhuriyet Köyü Projesi’nden Venüs Projesi’(5275)
  • Kimin cool-larıyız ?(1324)
  • Ölü Saltanat(1356)
  • 23 NİSAN NEŞE DOLMUYOR İNSAN!(987)
  • Monopoly de Ki İsim Suriye(1582)
  • Meluncanlar(1474)




  • Sayfa Başı Tavsiye Puan: 0, Okunma: 1316

    Henüz yorum eklenmemiş..

    Sitemize giriş yapmamışsınız, üye iseniz giriş yapınız. Aksi halde misafir yorumu yapabilirsiniz.


    Fikir paylaştıkça çoğalır, güzelleşir siz de bu haber hakkındaki görüşlerinizi VatanBir kullanıcıları ile paylaşabilirsiniz.
    Yorumlarınızda kişi ve kurumlara hakaret içeren ifadeler kullanmayınız.
    Güvenlik kodunu giriniz: Güvenlik kodunu okuyamıyorsanız tıklayın.

    Belgeyi Sen bildir "Yayınlansın"
    etkili olsun.

    Arşiv sayfasındaki benzer belgeleri bize bildirin.Sizin adınızla yayınlayalım.


    Üye Girişi yapınız

    Encok belge ekleyen 5 kişi

    Encok yorumlanan son 5 dokuman

    • XHTML
    • Ajax
    • CSS
    • Javascript
    • PHP 5.1.2

    Site Sorumluları:
    bilgiislem@vatanbir.org

    Her hakkı saklıdır, kaynak gösterildiği takdirde kullanabilirsiniz
    © vatanbir.org 2005-2008

    Yazılım & Teknik Destek: HTBilgi

    Google Siralamasi